Okurken allak bullak olduğum, ben ne okuyorum böyle dediğim, kederli bir öfkenin satırlara, sayfaları dökülmüş haliyle karşılaştığım, sarsıcı bir yeraltı Türk romanı paylaşımı ile geldim
Tol, kelime anlamıyla Kürtçede intikam anlamına geliyor. Kurgu, İstanbul’dan Diyarbakır’a doğru uzanan, bol dumanlı, rakı,şarap kokulu ve hem ana karakterini hem de biz okurlarını sarsan bir tren yolculuğunu anlatıyor. Bu sadece bir tren yolculuğu değil aslınds. Beraberinde Türkiye’nin yakın tarihine, sol hareketlerin geçmişine, kırılan umutlara ve kayıp kuşakların belleğine yapılan bir yolculuk..
Daha önceden bir meyhanede karşılaşmış olan biri musahhih (düzeltmen) Yusuf'un ve şair bir ayyaşın aynı kompartımanda birlikte yolculuklarını ve bu yolculuğa eşlik eden geçmişe yönelik hikâyeleri okuyoruz kitapta. Babadan oğula devreden bir lanetin ve öfkenin gayriresmi tarihinin öyküsünü.
Yazar kitaptaki karakterlerini okurunda hayranlık uyandıracak, kahraman, kazanmış tiplerden değil de daha çok idealleri uğruna kendilerince mücadeleye girişmiş ama yenilmiş, tutunamamış veya okurun gözünde eleştiriye açık karakterlerden seçmiş. Onun için herhalde okurken karakterleri ile herhangi bir empati duygusu geliştiremedim. Hatta bu kitapta hiç mi aklı başında bir adam yok diye de düşündüm. Sadece anlamak ve saygı duymak için bir çaba sarf ettim diyebilirim.
Yazarın anlatım dili fazlaca sert, hırçın, küfürbaz ama bir o kadar da edebi ve şairane. Zaman mekan geçişlerinde, karakterlerin anlatımında kimin kim olduğunu anlamakta zorluklar yaşadım. Bunun yanında ise yazarın anlatım dili de o kadar akıcı ve büyüleyici geldi bana. Hatta bazı cümleleri tekrar tekrar okudum, şiir gibiydi.
Yazar, argo ifadeler ile edebiyatı, siyasi sloganlar ile varoluşsal sancıları öyle bir harmanlıyor ki galiba bu