Felaketler yaşayan insanlar bunalıma girmezken çok iyi koşullarda olan, üstün yeteneklere sahip pekçok kişi bunalımlar içinde kıvranmaktadır. Neden? Çünkü bir insan kendine sahip olduğu özelliklere göre değer biçmediği, özdeğerlilik bilinci, duygularının gerçekliğinden kaynaklandığı zaman bunalıma girmez.
Çocukken bu yaşların çok yoğun olan duygularını bastırmayı başarmak zorunda kalan bu kişiler sonraki yıllarda genellikle uyuşturucuların veya alkolün yardımıyla kaybetmiş oldukları yaşantı yoğunluğuna kısa süre için de olsa yeniden kavuşmaya çalışmaktadırlar.
Bizim yetişkin insanlar olarak "kayıtsız ve şartsız olan" bir sevgiye ihtiyacımız yoktur; terapistlerimizden de böyle bir sevgi bekleyemeyiz. Sevginin böylesi, çocuklukta doyurulması gereken, sonraki yıllarda karşılanması imkansız olan bir çocukluk ihtiyacıdır. Çocukluğunda bundan yoksun kalmış olmanın yasını tutamayan bir insanın yaşamı, yanılsamaları ile oynadığı bir oyundan başka bir şey değildir.
İnsanın kendi duygularına ve isteklerine böyle kendiliğinden, sorgulamasız bir biçimde yaklaşması ona istikrar ve özsaygı kazandırır. Böyle bir insan kendine duygularını -başkalarının nasıl etkileneceğinden endişe duymadan- gereğince yaşayabilme özgürlüğü tanır; sırasında üzgün, umutsuz, ihtiyaç içinde olur; tehdit altındayken korkar; istekleri karşılanmayınca kızar; ve bütün bunları rahatlıkla ortaya döker. Sadece neyi istemediğini bilmekle kalmaz, ne istediğini de bilir. Ve istekleri ile isteksizliklerini ifade edişi başkalarının sevgisini kazanma ya da kaybetme düşüncelerinden bağımsız olur.