Arjen

Arjen
@arjenizm
Tenê Kurd.
"Korkunç bir hayvanî doğa vardı sanki – herhangi bir aslan, timsah veya ejderhadan çok daha korkutucu ve ürkütücü. Genelde bu hissimi saklamaya çalışsam da bazı durumlarda ineğin çayırda sakince kestirdiği anda birden kuyruğunun tek hareketiyle at sineğini öldürmesi gibi beklenmedik şekilde insanın korkunç suretini, öfkesini açığa vuruşunu görüp saçlarım diken diken olacak kadar korkuya kapılırdım. Bu özelliğin de insanların gerekli özelliklerinden biri olabileceğini düşünür ve genelde umutsuzluğa kapılırdım. İnsanlara karşı her zaman korku dolu bir ürperme hissettiğim ve insan gibi konuşma, insan gibi davranma yeteneğime hiçbir şekilde güvenmediğim için tüm korku ve endişelerimi toplayıp göğsümün derinliklerinde bir kutuya sakladım. Melankolimi ve öfkemi gizlemek için büyük çaba sarf ettim ve bunun yerine kendimi masum bir neşe havası çizgisinde göstermeye adadım. Böylece yavaş yavaş eksantrik bir soytarıya dönüştüm. İnsanları güldürdüğüm sürece ne olduğu fark etmeksizin her şeyi yapabilirdim. Onları güldürebilirsem, onların “hayatlarına” gerçekten uymamamı önemsemezler diye düşündüm. Her şeyden önce, dışarı çıkmaktan kaçınmam gerekiyordu. O insanların gözüne batmaktan kaçınmalıydım." Ben bir hiçim, rüzgârım, gökyüzüyüm.
Sayfa 16
Edebiyat
Reklam
"Ne istediğim sorulduğu anda hiçbir şey istemez olurdum. Ne olursa fark etmez, nasıl olsa beni mutlu edecek bir şey yok düşüncesi hâsıl olurdu. Aynı zamanda, bir şeyi ne kadar az istesem de bana sunulan hiçbir şeye hayır diyemezdim. Sevmesem bile hiçbir şeyi reddedemezdim. Gerçekten istediğim bir şey teklif edilseydi, ona ancak çekine çekine el uzatabilirdim – tıpkı bir hırsızın yakalanmaktan korkması gibi, ağzımda acı bir tat ve tarifsiz bir korkuyla. İki şey arasında seçim yapacak gücüm bile yoktu. "
Sayfa 17
Edebiyat
"Kısacası, bir şey anlayamıyorum. Diğer insanların acısının doğasını, seviyesini, hiçbir şeyi anlayamıyorum. Belki de onların “pratik” ıstırabı, o yemek yemekle dindirilen tipte ıstırap, aslında ıstırabın en aşırı biçimidir; belki de cehennemin en derin katlarındaki işkenceler gibi o kadar korkunç bir ıstıraptır ki benim “bir düzine lanetim” onun yanında önemsizsiz kalır. Bilmiyorum. Yine de, durum buysa, buna nasıl tahammül ediyorlar? Her günü pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, hatta siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar? Bu kadar katı egoist olabilirler mi? İşlerin böyle olması gerektiğinden o kadar eminler ki kendilerinden bir kez bile şüphe duymuyorlar mı? Eğer öyleyse, onların katlanmak daha kolay olabilir. Merak ediyorum, insanların böyle olup olmadığını ve onların mutlu eden şeyin bu olup olmadığını merak ediyorum. Bilmiyorum işte… Acaba gerçekten rahat mı, yoksa hiç, sabahlı düşü oynuyorlar mı? Nasıl rüyalar görüyorlar? Yolda yürürken ne düşünüyorlar? Para mı? Eminim tek mesele bu değildir. İnsanlar yemek için yaşayıp sözünü duymuş olsam da para için yaşadıklarına dair bir şey duyduğumu hatırlamıyorum. Hayır. Fakat özellikle söylenecek olursam… Hayır, bunu da anlayamıyorum. Düşündükçe daha da anlayamaz hâle geliyorum ve kendimi, yalnızca benim tamamen farklı olduğum şeklindeki korkunç, rahatsız edici düşüncenin saldırısına uğramış buluyorum. İnsanlarla genelde konuşamam bile. Neyi nasıl söylemem gerektiğini de hiç bilmiyorum."
Sayfa 14
Edebiyat
"Kuşlar sebeplerle değil içgüdülerle hareket eder, genellikle belirsizce ve istemsizce, sanki bizim bir parçamız değillermişçesine, içgüdülerden bahsettik, ama aynı zamanda sebeplerden ve dürtülerden de. Bu yüzden José Anaiço'ya kim olduğunu ya da geçimini hangi yoldan kazandığını sormayalım, nereden gelip nereye gittiğini de, onun hakkında öğrenebileceğimiz her şeyi yalnızca ondan öğrenebiliriz ve bu tanım, bu veri taslağı, Joana Carda ve karaagaç dalı, Joaquim Sassa ve denize fırlattığı taş, Pedro Orce ve kalktığı sandalye için de geçerli olmak zorunda, hayat insanlar doğduğunda başlamaz, öyle olsa her gün kazanılmış bir gün olurdu, hayat çok daha sonra ve genellikle de çok geç başlar, başlar başlamaz biten hayatlardansa hiç bahsetmeyelim, ki bir şairi şunu söylemeye itmişlerdir, Ah, olma ihtimali olanların tarihini kim yazacak."
Sayfa 16
Edebiyat
"Oysa ancak son derece saf bir çocuk, eğer herhangi bir çocuk saflığın altın dönemlerinden sonra sağ kalabilmişse, ya da masum bir çocuk, eğer masumluğun kutsal adı böyle yok yere kullanılabilirse, yalnızca ellerini kapayınca içlerindeki güneş ışığını kıstırdığında inanabilecek yetideki bir çocuk psikolojik oldugu kadar tarihsel sebeplerden dolay asla havlamamış olan köpeklerin havlayabileceğine inanabilir. Bu on binlerce irili ufaklı köyde, kasabada ve şehirde hem köpeklerin havlamasına, hem de daha sonra olanlara kendilerinin yol açtığına yemin edebilecek bir sürü insan var, bir kapıyı sertçe çarptıkları ya da tırnaklarını kırdıkları ya da bir meyve kopardıkları ya da perdeyi açtıkları ya da bir sigara yaktıkları ya da öldükleri için, ya da, ki bunlar aynı insanlar değil, doğdukları için, ölümle ve doğumla ilgili bu hipotezlerin makul bulunması daha güç , ne de olsa onlar öne sürmek zorunda kalacak olanlar bizler olurduk, çünkü hiçbir çocuk anasının rahminden konuşarak çıkmaz, nasıl kimse toprağın rahmine girdikten sonra artık konuşmazsa. Ve herhangi birimizin hem az önce bahsettiğimiz, hem de dünyanın işleyişine kişisel katkımız olan tüm olayların sebebi olduğu yargısına varmak için pek çok gerekçesi bulunduğunu eklememe gerek yok ve artık insanlar ve yalnızca onlarn yol açabildiği etkiler olmadığında durumun nasıl olacağını bilmeyi gerçekten çok isterdim, böylesine bir devasalığı hiç düşünmemek en iyisi, çünkü insanın başını döndürmeye yetiyor, şimdi, bazı küçük hayvanların, bazı böceklerin varlıklarını sürdürebilmesi hâlâ dünyaların var olması için yeterli, karıncaların ve ağustosböceklerinin mesela, onlar perdeleri çekemeyecekler, aynada kendilerine bakamayacaklar ve sonuçta ne önemi var ki, var olan tek yüce gerçek dünyanın ölemeyeceği. "
Sayfa 13
Edebiyat
Reklam