arkadaş

arkadaş
@arkadaas
Yaşayışımız sınıfların, hayatla ölümün, varolmakla yokolmanın sürekli mücadelesini, en küçük zaman birimi içersinde bile durmaksızın sürdürür. Bu, hayatın gerçekliğidir. Biz, birim olarak da bu savaşın sınırları içindeyiz. Bilinç, maddi koşulların, toplumsal, kişisel deneylerin, üretim ilişkilerinin ürünüdür ve tarihi mirası içinde taşır. İç ve dış etkenlerin diyalektik hareketiyle gelişir. Bir kunduracı, bir köylü, bir işçi, bir memur ayrı üretim faaliyetleri içinde olduklarından, bir olay karşısında farklı tepkiler gösterirler, farklı tavır alırlar... Çözüm yolları, önerileri farklı olur. Farklı tavır farklı seçmeyi getirir.
Sayfa 51 - Güney Filmcilik Yayınları, “Hücrem”den…·Kitabı okudu
Reklam
Günlük yaşayışımız içinde, çözülmeden bir sonraki güne miras kalan, önemsenmemiş, ya da oluruna bırakılmış, ya da farkına varılamamış küçük çelişkilerimiz günden güne birikerek, can sıkıntısı, tedirginlik, korku, üstünkörülük, acelecilik, ikiyüzlülük ve anlaşılmaz sıkıntılar vb. olarak içimizde yaşar ve günden güne gelişirler. Her duygu, kaynağının verimliliği oranında büyür, gelişir, kök salar ve diğer duygular içinde zaman zaman tayin edici olur. Tembel bir adam, ikiyüzlü bir adam, tutarsız bir adam, gibi tanımlarda tayin edici duygunun maddileşmesi söz konusudur.
Sayfa 50 - Güney Filmcilik Yayınları, “Hücrem”den…·Kitabı okudu
Bir olguyu, bir süreci, bir sürecin bir parçasını anlıyabilmek, anlatabilmek ve anlaşılırlığını sağlıyabilmek için, o sürecin bütün boyutlarını görmek, kendinden önceki ve sonraki süreçlerle bağlarını, şu an taşıdığı özellikleri aceleye getirmeden, bütün ögeleriyle, yaşıyan dalından koparmadan incelemek, onun gelişim eğilimini yakalamak gerekiyordu. Yaşıyanı kavrıyabilmek için, onu yaşatan tarihi ilişkileri, üretimle bağlarını anlamak gerekiyordu. Hayatın yaşanması, ya da toplumsal, siyasal doğruların anlatılması yetmiyordu. O doğruları kavrıyacak, geliştirecek bilincin de yaratılması gerekiyordu. Oysa benim bilincim, dar deneylerimle sınırlıydı ve o günün olaylarını bile doğru çözmeye yetmiyordu. Dünyayı değiştirecek bilinç, dünyayı değiştirmeyi amaçlıyan mücadele içinde oluşurdu. Toplumsal değişimler insanı eğitir, etkiler, bilincini değiştirirdi. Oysa ben kitle mücadelelerinden ne kadar uzaktım. Gerek işçi-köylü hareketleri, gerekse öğrenci hareketleriyle organik bağım yoktu. Bir bakıma hayattan kopuk, giderek burjuva dünyasının pislikleri içinde, sübjektivizmin batağında eriyen bir insandım. İmdadıma Oniki Mart yetişti.
Sayfa 38 - Güney Filmcilik Yayınları, “Hücrem”den…·Kitabı okudu
Önemsemediğimiz, zamanında kaynağını bulup yok edemediğimiz yanlış eğilimlerimiz vardır. (…) Yanlış tavrın, davranışın küçüğü - büyüğü, önemlisi - önemsizi, yoktur. Yanlışın kaynağı varsa, yanlışlığın yansıma oranı koşullara göre değişikliğe uğrayacaktır. Bugün önemsiz görünen bir yanlış eğilim, çok önemli yanlışlıkların anası olabilir... Yanlışa umursamazlıkla bakmak, kaynağını titizlikle aramamak, yanlışın yanında bilinçli olarak yer almaktır.
Sayfa 19 - Güney Filmcilik Yayınları, “Hücrem”den…·Kitabı okudu
“(…) Hücre kapılarında içerdekilerin adları yazılıydı. Kimdi bu içerdekiler? Yüreklerinde, ezenlere, sömürenlere karşı yenilmez, katmerli kinler duyan içerdekiler... benim yiğit, halkını sevmekten “SANIK” kardeşlerimdi onlar... suçları faşizme boyun eğmemekti...”
Sayfa 16 - Güney Filmcilik Yayınları, “Hücrem”den…·Kitabı okudu
Reklam