(…) tek eşli evlilik, tarih sahnesine kadın ile erkeğin uzlaşmasının en yüksek en yüksek biçimi olarak çıkmak şöyle dursun, hiçbir şekilde böylesi bir uzlaşma olarak ortaya çıkmaz. Tam tersine, bir cinsin diğerini boyunduruk altına alması, cinslerin bütün bir tarih öncesi dönemdeki, varlığından bugüne kadar haberdar olunmayan bir çatışmasının ilanı olarak ortaya çıkar. Eski, 1846’da Marx’la birlikte hazırladığımız, basılmamış bir elyazmasında şunu buluyorum: “İlk işbölümü, kadın ile erkek arasındaki, çocuk yapmaya yönelik işbölümüdür.” Bugünse şunu ekleyebilirim: Tarih sahnesine çıkan ilk sınıf karşıtlığı, erkek-kadın karşıtlığının tek eşli evlilikteki gelişimiyle, ilk sınıfsal baskı da, kadın cinsinin erkek cinsi tarafından baskı altına alınmasıyla çakışır. Tek eşli evlilik, büyük bir tarihsel ilerlemeydi, ama aynı zamanda, hem köleciliği ve özel serveti, hem de, bugüne kadar süren ve here ilerlemenin aynı zamanda göreli bir gerileme olduğu, birinin gönencinin ve gelişiminin diğerinin sefaleti ve geriletilmesi aracılığıyla gerçekleştiği çağı başlatır. Söz konusu evlilik uygar toplumun hücre biçimidir ve sadece onun yardımıyla bile, bu toplumda eksiksiz şekilde gelişen karşıtlıkların ve çelişkilerin doğasını inceleyebiliriz.