Kalben tasalarını merak etmediğin birine 'Nasılsın' diye sormak münafıklıkta bir mertebedir.
~İmam Gazzâli
Gazâlî’nin bu keskin çizgisine kısmen hak vermekle birlikte, hayatın içinde 'Nasılsın?' sorusunun tek bir rengi olmadığını da unutmamak gerekir. Bu soru, karşımızdaki kişinin gönlümüzdeki yerine göre adeta yeniden hayat bulur, canlanır. Örneğin; hayatımda çok sevdiğim, ruhumun yakın hissettiği bir arkadaşım var; ona 'Nasılsın?' derken kelimeler yetmez, sanki ruhum gövdemden süzülüp ona varır, kalbim kalbine dokunur. Tabii hayatımızda her 'nasılsın' bu kadar derin olmak zorunda da değildir; başkaları da vardır ki onlara sorduğumuzda yine içtenizdir ama bu daha çok toplumsal bir nezaketin, insana duyulan temel saygının gereğidir. Her iki 'nasılsın' da değerlidir; çünkü biri ruhun en saf derinliğini, diğeri ise dünyayı güzelleştiren o zarif bağları temsil eder.