öyle hissediyordum ki, bende onlara korkunç yabancı gelen bir şeyler vardı, bu yüzden hiçbir şekilde aralarına karışamıyor, beni saran bu yoğun kitleden kopuk bir şekilde suyun üzerindeki bir yağ damlası gibi tek başıma yüzüyordum.
bu insanlardan ne istediğim kendim için bile net değildi, sadece yalnız kalmaya ve kendi ateşimde kavrulmaya daha fazla dayanamayacaktım. fakat bütün bakışlar beni yalayıp geçiyordu, kimse varlığımı hissetmek istemiyordu.
kızışmış kanım parmak uçlarımda atıyor, şakaklarımda zonkluyor, boğazımı sıkıyor, alnımı zorluyordu - yıllar süren duygusal uyuşukluktan sonra bir anda beni kül eden bir ateşe yakalanmıştım. şimdi kendimi açmam, kendi içimden fırlayıp çıkmam, bir sözcükle, bir bakışla kendimi anlatmam, dışıma taşmam, kendimi elden çıkarmam, teslim etmem, basitleştirmem, çözmem gerektiğini hissediyordum - suskunluğun, beni bu sıcak, akışkan, canlı unsurdan ayıran sert kabuğundan kurtarmalıydım kendimi bir şekilde.
size ait değilim artık, içinizden biri değilim, ama yükseklerde ama diplerde dışınızda bir yerlerdeyim, fakat asla ve asla sizin burjuva refahınızın düz kumsallarında değilim artık. ilk kez iyiliğin ve kötülüğün insanın içinde yaratabileceği haz adına ne varsa hepsini hissettim, fakat benim nerelere vardığımı asla bilemeyeceksiniz, beni asla tanıyamayacaksınız: ey siz insanlar, siz benim sırrımı nereden bileceksiniz!