"Türk varlığı Misâk-ı Millî ’de kendilik bulmuştur. Türk demek gayri-Müslim yetkeyi geri adım atmağa icbar etmek demektir. Türkler Bizans otoritesine son vererek tarih sahnesine çıktı. I. Cihan Harbi’nin mağlubu sayılmasına rağmen varlığını Dar-ül İslâm’a dâhil ettiği topraklarda idame ettirmeğe yemin etti. Andımızı bozmayalım. Misâk-ı Millî’yi terk etmek millî varlığımıza ihanet etmek."
"Başta Enver Paşa olmak üzere dönemin Teşkilat-ı Mahsusa mensupları da İslam birliği politikasını güçlendirmek ve bunu Avrupalı sömürgeci devletlere karşı kullanmak istiyorlardı. Dolayısıyla "hem eylemlerinde hem de söylemlerinde" İslam'ı büyük bir motivasyon kaynağı olarak algılayan İttihadçılar; bu politikaları bir taraftan Osmanlı Devleti'nin dağılması karşısında bir engel olarak telakki etmişler, diğer yandan da pragmatik bir siyaset olarak değerlendirmişlerdir. Kaldı ki Enver Paşa'nın, Osmanlı Devleti henüz savaşa girmeden önce "Kuzey Afrika'da faaliyet yürüten devrim komiteleriyle" temasa geçerek Teşkilat-ı Mahsusa'nın Pan-İslamist programını uygulamaya koyması da bu hususu doğrulamaktadır."
"(Ali Suavi) Allah'tan başka hiç kimsenin mutlak hakim olamayacağını söyler... İslam dinine göre hakimiyetin şeri'atte olduğunu ve şeri'atın da Allah'tan geldiğini vurgular."