Nasıl sosyeteden biriyle konuştuktan sonra aklında bir şey kalmazsa, tıpkı onun gibi. Konuşur da konuşur adam, kitaplardan öğrendiklerini sayar döker; güzel, renkli şeylerdir anlattıkları aslında; ama kendine bile hayrı olmadığını görürsün bütün bunların. Öte yandan basit bir tüccarla, bildiği tek şey işi olan, ama bu bildiğini deneyimleriyle, sağlam, köklü bir şekilde öğrenmiş olan bir tüccarla konuşmak, böylesi gereksiz konuşmalardan çok daha iyidir.
Ah harika bir azim örneği olmuştu doğrusu: Her şeyi kaybetmiştim, her şeyi… Kumarhaneden çıktım, şöyle bir yokladım sağımı solumu… Yeleğimin cebinde bir gulden kalmıştı. “İyi o zaman, yemek param varmış!” -diye düşündüm, ama yüz adım kadar gittikten sonra kararımdan cayıp geri döndüm. Bir guldenimi manque’a koydum (bu kez manque’a koymuştum nedense)… insan yabancı bir ülkede yapayalnızken, vatanından, dostlarından uzakta, o gün ne yiyeceğini bile bilmez haldeyken, son, en son guldeniyle kumar oynadığında gerçekten özel bir duyguya kapılıyor! Kazandım ve yirmi dakika sonra cebimde yüz yetmiş guldenle kumarhaneden çıktım. İşte size bir gerçek efendim! Bazen son gulden bile değerli olabilir! Ya o esnada cesaretimi kaybetseydim, ya karar vermeye cürret edemeseydim?
Yarın, yarın, her şey bitecek!
Bazen en çılgın, en imkansız görünen fikir kafanızda öyle kuvvetli bir yer edinir ki, öyle ya da böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz… Dahası bu düşünce şiddetli, güçlü bir arzuya eşlik ediyorsa, bazen onu kaçınılmaz, önceden belirlenmiş, kadere yazılmış, var olmaması, gerçekleşmemesi imkansız bir şey gibi kabul edersiniz! Belki burada başka bir şeyler, önsezilerin bir bileşimi, olağandışı bir irade, kendi hayal gücüyle kendini zehirleme veya buna benzer bir şeyler söz konusudur… tam bilemiyorum, ama (hayatım boyunca unutmayacağım) o akşam bir mucize yaşadım. Gerçi matematikle açıklanabilir belki, yine de benim için hala bir mucizedir. Peki bu kesin inanç nasıl bu kadar köklü ve derin bir biçimde yerleşti içime o zamanlar? Çünkü onu -bir daha söylüyorum- sıradan, gerçekleşmesi mümkün (veya mümkün olmayan) herhangi bir olay gibi değil, gerçekleşmemesi imkansız bir şey olarak görüyordum!
Diyologcu eylem kuramında özneler dünyayı dönüştürmek için işbirliği içinde karşılaşırlar. Diyalog karşıtı egemen ben, egemenlik altındaki fethedilmiş sen’i nesneye dönüştürür.