Bana "Bu kitaptaki kadın karakter tıpkı sana benziyor." denilmesiyle bende okuma isteği ve merak uyandıran bu kitabı nihayet okuma fırsatı buldum fakat ilk okumamı hep yolculuk esnasında yaptığımdan ve yeterince odaklanamadığımı düşündüğümden bir kez daha okuma gereği duydum. Ve sanıyorum ki üçüncü, dördüncü,.. kez de okusam yine de altını çizmeyi atladığım yerler olacak çünkü iki kez okumuş olmama rağmen hâlâ sanki kaçırdığım ve altını çizemediğim başka başka yerler olduğunu hissediyorum. Güya alıntı paylaşıyorum diye neredeyse bütün kitabı tekrar yazıyor gibi hissettiğim, hem ana karakterde hem de bana denildiği gibi Maria’da çokça kendimi bulduğumdan mütevellit neredeyse tüm satırların altını çizdiğim bir kitaptı bu kitap. Okurken hep kendime ve kendi düşüncelerime rastladığım, kendi hikâyemden izler bulduğum, melankolik ruhuma tam olarak uygun bir kitaptı.
"Bir nebat gibi, şikâyetsiz, şuursuz, iradesiz, yaşayıp gidiyordum. Yavaş yavaş hislerim kütleşmişti. Hiçbir şeyden müteessir olmuyor, hiçbir şeye sevinmiyordum.
İnsanlara kızmama imkân yoktu, çünkü insanların en kıymetlisi, en iyisi, en sevgilisi bana en büyük kötülüğü etmişti; diğerlerinden başka bir şey beklenebilir miydi? İnsanları sevmeme ve onlara tekrar yaklaşmama da imkân yoktu; çünkü en inandığım, en güvendiğim insanda aldanmıştım. Başkalarına emniyet edebilir miyim?
Böylece herhalde seneler geçecek, beklediğim gün gelecek ve her şey sona erecekti. Başka hiçbir şey istemiyordum. Hayat bana kötü bir oyun oynamıştı. Pekâlâ; işte, ne kendime, ne başkalarına kabahat bulmuyor, hadiseleri olduğu gibi kabul ediyor ve sessizce katlanıyordum."
"Kaybedilen en kıymetli, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, "Bu öyle olmayabilirdi!" düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır."