Ünlü bir Fransız sözü; savaş generallere bırakılmayacak kadar önemlidir, der. Türk generallerinin görüşü de, demokrasi politikacılara bırakılmayacak kadar önemlidir, şeklindeydi.
Ama, ben, sana her şeyimi verirdim, her şeyimi satardım, bir gülüş, bir bakış için, bana bir "Teşekkür ederim!" demeni işitmek için, ellerimle iş görürdüm, sokak ortasında dilencilik ederdim. Ama sen, sanki bana hiç azap çektirmemişsin gibi, şurada rahatça koltuğunda oturuyorsun, öyle mi?
Ah, yine dedi. Yine, hep vazife, vazife. Bu kelime harap ediyor beni. Yün fanilalı bir sürü bunakla ayağı tandırlı, eli tespihli bir alay sofu karı, durmamacasına kafamızı şişiriyor vazife, vazife diye. Anladık, ama vazife, büyük olanı hissetmek, güzel olanı candan sevmektir; yoksa toplumun sırtımıza yüklediği bayağılıkları ile birlikte göreneklerini kabullenmek değildir.
Emma'ya öyle geliyordu ki, ancak bir toprağa mahsus ve başka yerde tutamayan fidanlar gibi, saadet yetiştirmek de dünyada yalnız bazı memleketlere vergidir.