Ve olduğun kişiyi kaybetmek, aynaya baktığında eski haline benzeyen tek bir özelliğini bulamadığın için artık kim olduğunu bilememek seni yiyip bitirir.
Benimse aşkım var, ama bu ölümcül dünyada aşkın anlamını bulamıyorum. Keşke bebekler olmasa, vücutlar olmasa; güzellik ve gerçek üstüne düşünecek zihinler olsa yalnızca. Bedenimize bağlı olmasak bu kadar acı çekmezdik. Shelley ruhunu bir kayaya ya da buluta, insan olmayan bir şeye nakşetmek istediğini söyler hep. Ben de gençliğimde onun bedeninin yok olmasından korkardım. Şimdiyse tek gördüğüm bedenlerin kemik ve dokular barındıran bu araçların kırılganlığı.
Eğer herkes zihnini gönderip bedenini evde bıraksaydı Peterloo'da katliam olmayacaktı. Orada olmayan bir şeye zarar veremeyiz.
Orada olmayan bir "orası" hayal edebilseydik, ölümün ve zamanın tekerlerine bağlı olmayan saf bir ruh olsaydık sadece... Olmaz mıydı?
Ya benim yavrum, Willmouse, istediği zaman bedenini giyip çıkaran bir ruh olsaydı? Hastalık onu alıp götüremezdi. Bedenlerimiz giysiler gibi olsa, ruhumuz serbestçe gezip tozsa, ölüm bizi nasıl ve nerede yakalayacaktı? Rüyalarımda çocuklarım beni yanlarına çağırıyorlar, karanlık koridorda bir yana döndüğüm anda oradayım. Karnımda bu can olmasaydı hiç durmaz, giderdim.
Tuhaf bir ruh halindeyim. Yalnızım şu dünyada, epey yalnızım, kara talihin felaketi beni ezdi geçti ve soldurdu; ölmek üzere olduğumu biliyorum ve mutlu hissediyorum, sevinçli. Nabzımı tutuyorum, hızlı atıyor; zayıf elimi yanağıma koyuyorum, yanıyor; içimde şimdi son kıvılcımlarını saçan çelimsiz, canlı bir ruh var. İnancım o ki, bir daha asla bir başka kışın karlarını göremeyeceğim, bir daha asla bir başka yaz güneşinin can veren ılıklığını hissedemeyeceğim.