Modernleşme adı altında özünden yavaş yavaş kopan insanı, menfaatleri devreye girince maneviyatını bir köşeye atan insanı, dünyaya her geçen gün daha çok meyleden insanı, asıl kaygısından uzaklaşıp rızık kaygısında boğulan insanı, yani tüm zaaflarıyla yüzyıllardır değişmemiş ve değişmeyecek olan “insanı” anlatan; neyi unuttuğumuzu hatırlatan, hatırlamazsak ne olacağı konusunda uyaran, uyuyanları uyandırmaya çalışan, biraz soluk aldıran, özellikle şu satırlarıyla da kalbe şifa olan Kutlu eseridir:
“Kurân-ı Kerîm'i okudukça o senin gören gözün, duyan kulağın olur, unutma. Unutmam, diyor Süleyman. Dağa taşa bakarsın, şu gördüğün çiçeklere, sokaktan geçen adamlara, her şeye, her şeye. Bu çiçek neler söylüyor, bu adam nereye gidiyor, bu taşı buraya niçin koymuşlar, hep anlarsın. Gece ile gündüz, uyku ile uyanıklık, hayatla ölüm birleşir. Dünyada niçin varsın, anlarsın. Okudukça açılırsın. Açılırsın ne demek?
Ayak bağı olan şeylerden kurtulursun bir bir. Gittikçe hafiflersin. Hafiflersin ne demek?
Biri sana ağır bir söz söyler, biri sana ağır bir yük yükler, biri seni över de göklere çıkarır, biri sana mani olmak ister, biri seni çekip götürmeye çalışır, biri önüne engeller yığar, bir başkası para yığar, biri der ki aç kalırsın, biri der ki yapamazsın, biri der ki olmaz, imkânsız.
Bütün bunları aşarsın anlıyor musun? Anlarsın, anlarsın. Hele biraz daha çalışalım, cehdedelim, kendimizi verelim. ‘Kendini vermek’ ne güzel değil mi? Şu Türkçenin tadına bak!”
Bu Böyledir, yazarın üslubundan alışageldiğimiz üzere hacim olarak küçük ama mana olarak yoğun bir kitap. Okura başından sonuna dek çağrışımlarla dolu; diyalog, iç monolog ve bilinç akışı tekniklerinin hâkim olduğu bir anlatı sunuyor. Kutlu, seçtiği hikâye kişileri ve onların ağzından dile getirdikleriyle okurunu kendi