Özge

Duyulmayan Hüzünlerin İçli Sesi: Muhacir Kuşlar
Puan vermedi·152 syf.··
2025 1. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2025 16:09
Ekim 2024 itibarıyla Hece Yayınlarından çıkan Muhacir Kuşlar, Mahir Nakip’in hikâye türünde kaleme aldığı ilk eseri. Kerkük doğumlu yazarın, tercüme ettiği eserler ile mesleki kitaplarının yanı sıra Türkmenlerle ilgili hazırladığı birçok yayını da bulunmakta. Bu kitabında ise DEAŞ, El-Kaide gibi terör örgütlerinin faaliyetleri sebebiyle Telafer’den göç etmek zorunda kalan Türkmenlerin acı dolu biyografik hikâyelerini okurla buluşturuyor. Kitabın hazırlık sürecinde elliden fazla aileyi dinleyen yazar, bu görüşmelerde alınan ses kayıtlarının titiz deşifreleri sonucunda, yaşananları edebî birikimiyle harmanlayarak okurun dikkatine sunuyor. Kişilerin mahremiyetini korumak amacıyla isimleri değiştiren ve hikâye formatına uyması için kurmacanın imkânlarına başvuran Mahir Nakip; çok yakın bir coğrafyaya gözümüzü çevirmemizi, olan bitene kulak vermemizi sağlıyor. Kitabın sonlarına yaklaşırken şu düşüncelerin zihninizde yankılandığını duyabilirsiniz: Bir ateş topu, yıllardır elden ele... Tutan el değişse de yakıp yıktıkları değişmiyor. Kitapta bizi karşılayan dokuz hikâyeden ilki olan “Asılı Kundak”ta 2014 yılında DEAŞ yüzünden memleketleri Telafer’i terk etmek zorunda kalan ve Suriye üzerinden Türkiye’ye göç etmeye çalışan bir ailenin zorlu yolculuğu anlatılıyor. Geniş ailesinin sorumluluğunu üstlenen Samet ile yolculuk esnasında doğurduğu yavrusunu geride bırakmak zorunda kalan çaresiz eşinin hikâyesi. Çarpıcı bir sonla biten hikâyede PYD ile PKK’nın doğrudan ilişkisine, El-Kaide ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin halkı, köklü aile bağlarını ve sosyal yaşamı nasıl tahrip ettiğine de değiniliyor. Kitabın ikinci öyküsü “Şiiriyle Yaşayan Şair: Vaad Havdi”de, Doğu’nun mazlum ve kimsesiz şairlerini hatırlatıyor yazar. İran Savaşı’nın ardından Irak’a uygulanan ambargonun halkı nasıl
Muhacir KuşlarMahir Nakip · Hece Yayınları · 20243 okunma
Reklam
9/10
·90 syf.··
2024 57. kitabı
Modernleşme adı altında özünden yavaş yavaş kopan insanı, menfaatleri devreye girince maneviyatını bir köşeye atan insanı, dünyaya her geçen gün daha çok meyleden insanı, asıl kaygısından uzaklaşıp rızık kaygısında boğulan insanı, yani tüm zaaflarıyla yüzyıllardır değişmemiş ve değişmeyecek olan “insanı” anlatan; neyi unuttuğumuzu hatırlatan, hatırlamazsak ne olacağı konusunda uyaran, uyuyanları uyandırmaya çalışan, biraz soluk aldıran, özellikle şu satırlarıyla da kalbe şifa olan Kutlu eseridir: “Kurân-ı Kerîm'i okudukça o senin gören gözün, duyan kulağın olur, unutma. Unutmam, diyor Süleyman. Dağa taşa bakarsın, şu gördüğün çiçeklere, sokaktan geçen adamlara, her şeye, her şeye. Bu çiçek neler söylüyor, bu adam nereye gidiyor, bu taşı buraya niçin koymuşlar, hep anlarsın. Gece ile gündüz, uyku ile uyanıklık, hayatla ölüm birleşir. Dünyada niçin varsın, anlarsın. Okudukça açılırsın. Açılırsın ne demek? Ayak bağı olan şeylerden kurtulursun bir bir. Gittikçe hafiflersin. Hafiflersin ne demek? Biri sana ağır bir söz söyler, biri sana ağır bir yük yükler, biri seni över de göklere çıkarır, biri sana mani olmak ister, biri seni çekip götürmeye çalışır, biri önüne engeller yığar, bir başkası para yığar, biri der ki aç kalırsın, biri der ki yapamazsın, biri der ki olmaz, imkânsız. Bütün bunları aşarsın anlıyor musun? Anlarsın, anlarsın. Hele biraz daha çalışalım, cehdedelim, kendimizi verelim. ‘Kendini vermek’ ne güzel değil mi? Şu Türkçenin tadına bak!” Bu Böyledir, yazarın üslubundan alışageldiğimiz üzere hacim olarak küçük ama mana olarak yoğun bir kitap. Okura başından sonuna dek çağrışımlarla dolu; diyalog, iç monolog ve bilinç akışı tekniklerinin hâkim olduğu bir anlatı sunuyor. Kutlu, seçtiği hikâye kişileri ve onların ağzından dile getirdikleriyle okurunu kendi
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20229,2bin okunma
Yakın Dönem Arap Öykücülüğüne Toplu Bir Bakış
7/10
·160 syf.··
2024 56. kitabı
Arap Edebiyatı Öyküleri, Kasım 2023 itibarıyla Hece Yayınları’ndan çıktı. Farklı ülkelerin yazarlarına ait 19 öykü çevirisinden oluşan seçkide Necip Mahfuz’dan Ghassan Kenafânî’ye, Ali Tantâvî’den Yusuf İdris’e kadar birçok yazarın kalemiyle karşılaşmak mümkün. Arap edebiyatının tahkiye türleriyle tanışması çok daha öncelere dayansa da kısa öyküye edebî bir tür olarak değer kazandırmaları yirminci yüzyılın ilk çeyreğini karşılıyor. Bu anlamda ilk modern kısa öykü olarak kabul edilen Muhammed Teymûr’un fî’l-Kitâr (“Trende”, 1917)’ından bu yana, Arap öykücülüğünün geldiği noktayı görmek isteyenler için başvurulabilecek değerli bir kaynak. Öykü; okuruna az zamanda çok şey anlatan bir tür olarak çeviri noktasında da bir milletin kültürüne, inancına, yaşayışına dair birçok ipucu veriyor. Kitapta yer alan öykülerin temalarını geleneksel aile motifleri, toplumlar arası ilişkiler, Batı ve Doğu’nun birbirine karşı duruşu, savaş olgusu ve toplumsal cinsiyet rolleri oluşturuyor. Yetimlik kavramı vurgusuyla baba ve otorite eksikliği, yaşamın insanı her koşulda kendine bağlayan cazibesine karşılık ölümün soğuk ve istenmeyen yüzü gibi insanî meseleler de bu temalara dahil. Seçkide Filistin direnişinin sembol isimlerinden biri olan Ghassan Kenafânî’ye ait üç öykü bulunmakta: Sekiz Dakika, Mayısın Ortası ve Girdap. Mayısın Ortası adlı öyküde, İsrail’in kuruluşu olarak kabul edilen ve “Büyük Felaket”olarak adlandırılan Mayıs, 1948 tarihinde şehit düşmüş arkadaşına seslenen bir kahramanı dinliyoruz. Savaşın bireyde ve toplumda yarattığı tahribatı etkileyici bir üslupla dile getiren Kenafânî, 1960 yılında yazdığı bu öyküyü “...Senin çok zaman önce farkına vardığın, bazılarının yaşaması için bazı insanların ölmesinin ne kadar gerekli olduğunun ben de farkına vardım. Eski bir söz… Şu an
Arap Edebiyatı ÖyküleriMusa Yıldız · Hece Yayınları · 20234 okunma
Puan vermedi·72 syf.··
Beğendi
·
2024 3. kitabı
Emrah Öztürk; "Limon Ağacı” ve “Anlatamıyorum” un ardından yine Yapı Kredi Yayınları etiketiyle çıkan üçüncü öykü kitabı “Evine Dönemeyen Adam” ile insan, mekân, zaman sarmalında düşle gerçeğin harmanlandığı, olaylardan ve durumlardan evvel duyguların ön plâna çıktığı yeni öyküleriyle yıllar sonra okurunu tekrar selamlıyor. Bir söyleşisinde “Mekân olmadan elbette öykü pek mümkün değil. Fakat aynı şey mekânlar için de geçerli. Mekânlar da öyküsüz olunca karakterleri pek oturmuyor. İkisi arasında bir sarkacın gidiş gelişi gibi ebedi bir bağ var. Birbirlerini var ediyorlar.” diyen Öztürk, kitaptaki öykülerini Lefkoşa’da kaleme aldığını da dile getiriyor. Şehri bilenler için bir de bu gözle okumak, öykülere ayrı bir anlam alanı açacaktır. Ve tabi mekânlar, eşyalarla bir bütünlük kuruyor çoğu zaman. Nesnelerin anlamsız olamayacağının, özellikle de bir anlatı içerisindeki nesnelerin salt dekor olarak kullanılmadığının altını çizer Roland Barthes. Modern öyküde de eşya; duyguya, düşünceye, ideolojiye ve daha birçok soyut kavrama işaret eden bir anlatı unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın ilk öyküsü olan En Uzun Gece’de, insanlarla eşyalar arasındaki gizli bağa dikkat çeken yazar, eşyaların gözünden de bakıyor kahramanlarına. Onların hafızasını önemsiyor. Yaşamı içlerinde bir sır gibi saklayışlarını, her anımıza tanık olurken kendi yaşamlarımızı daha sonra bize nasıl bambaşka bir hikâye gibi sunduklarını gösteriyor. Kahramanın kontrolü dışında gelişen olaylardan bir rüya atmosferinde geçtiğini anladığımız bu öyküde eşyalar, kurgudaki derinliği artırmak ve okura yeni anlam katmanları açmak için seçilmiş önemli bir araç. “Eşyalar yer değiştirdiler odada, birbirine çarpa çarpa, yeni konulara girdiler, yeni mesafeler kurdular, bir de böyle seyretmeli kadını.” (sf.8) Şimdi
Evine Dönemeyen AdamEmrah Öztürk · Yapı Kredi Yayınları · 202366 okunma
9/10
·72 syf.··
2024 9. kitabı
Halil Ziya Doğruöz’ün ilk kitabı olan Müzmin Susuzluk, 19. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş bir uzun öykü. Ötüken Neşriyat etiketiyle çıkan kitabın ilk sayfasında yazar, Abdülhak Hamit Tarhan’ın “Ben gam yiyorum, beni yiyor gam/Yarab, ne garîb mâidem var.” dizeleriyle karşılıyor okurunu. Gözümüzü kinetoskopa dayadığımız an yazar, kolu çevirmeye başlıyor. Kadim şehir Bursa’yı bir eski zaman filmi gibi önümüze sunan, şehrin sularından içiren, cevizli lokumundan yediren, lodosundan bezdiren, meydanlarında yürüten, yokuşlarından soluk soluğa çıkaran ve sonunda kendimize vardıran Doğruöz, kullandığı bu canlı üslupla okuruna zamanın içinde bir varmış bir yokmuş gibi hissettiriyor. “Oturmuş, biçare geçmişi içiyorsun burada, dedi. Susuzluktandır, dedim. İlk defa acıyarak baktı bana. Geçmiş bizi neden bir kuyu gibi içine çekmektedir?” dedi. (sf. 26) Mevzubahis Bursa iken selamların en büyüğü Tanpınar’a gidiyor elbette. Aynı anda bizler de kahramanla birlikte o kuyunun dibinde buluyoruz kendimizi. Tanpınar, Huzur romanında “Fakat bugün Mümtaz sevincinde yalnızdı ve bu hep böyle olacaktı. Yarın ıstıraplarında yalnız kalacak. Bütün tanıdıkları, dostları için bir muamma, bir meçhul yahut hayatın kenarına fırlamış bir rakam olacak, öbürsü gün öldüğü zaman da aynı şekilde yalnız ölecekti.” der. Modernizmden payını alan her şehir ve şehrin öğüttüğü tüm insanlar için yalnızlık ortak bir olgu. Kitabın bundan muzdarip olan sancılı kahramanı için ise geçmişin korunaklı duvarları ardına saklanmak aslında bir kaçış noktası. “Üstelik ben dünyaya gözlerimi açtığımda herkes doğmuştu. Bana yalnızca ölümü izlemek düştü.” (sf. 33) Bu satırlar, öykünün çarpıcı cümlelerinden birkaçı. Okuduğumda Aylin Balboa’nın Belki Bir Gün Uçarız adlı kitabındaki şu paragrafı anımsadım:
Müzmin SusuzlukHalil Ziya Doğruöz · Ötüken Neşriyat · 202346 okunma