Bir bütün olarak varlık; bu varlık içinde insanın tuttuğu yer, yani var oluşu; bu varoluşu değerli kılan tutum ve yargılar; bu tutum ve yargıları özgürce seçme gücü; hayatını iyi, güzel, doğru ve faydalı tercihlerle donatma kararlılığı; verdiği kararların sorumluluğunu üzerine alma cesareti; yaşamın geçiciliğine karşı güveneceği/bağlanabileceği/inanacağı bir varlık arayışı ve bütün bunların olmazsa olmaz olduğunu insana buyuran bir vicdan.
Hayatta anlam arayışı, insanın birincil motive unsurudur. İnsan için en büyük psikolojik tehdit, yaşamını sadece bir tür ölüme hazırlık olarak algılaması; elinde olmadan geçip gitmekte olan zamana bir anlam yüklemekte zorlanması, hengâme dünyasında kaybolma düşüncesinin onu esir almasıdır. İnsan yaşamının ölüme ayarlı olduğu gerçeği, kendini bütün katılığıyla herkese dayatmaktadır. Geri döndürülemez bir şekilde hayatın kendisine doğru ilerlediği bu son, tekil bir olay olarak insan hayatını oluşturan milyonlarca olayın üzerine çöken bir ağırlığa sahiptir. İçinde sonsuza dek yaşama arzusu taşıyan insanın bu isteğini radikal bir şekilde sonlandıran yokluk düşüncesi, beraberinde insan zihninde derin bir uçurum yaratır. Bu boşlukla sürdürülen yaşam, doğal olarak travmatik bir yaşamdır. Ölüm ve hayata bir anlam yüklenene kadar da bu travma devam eder. Durgunluk ve boşluk duygusunun yoğun olarak yaşandığı bu hâl, varoluşsal boşluk olarak da adlandırılan anlamsızlığın veya hiçlik düşüncesinin tam da kendisidir.