{onsekiz aralık ikibin yirmiüç târiixli karar g. kysı}
'''' Modernizmin en önemli niteliği hızdır. Hıza, ilerlemek, çok üretmek, güçlü ve zengin olmak, refah içinde yaşamak için gerek vardı. Bu bağlamda günümüzde tüm hayata ve zamana verimlilik mantığı egemendir. Dolayısıyla modern insandan beklenen, performansını ve zamanını daha çok üretmeye ayarlamasıdır. İsmet Özel, “İnsanın/ gölgesiyle tanımlandığı bir çağ…” diyor bu anlayış için. Şairin “Âmentü”sündeki gölgesiyle tanımlanan insana, Byung-Chul Han ‘performans öznesi’ adını vermekte. Tanpınar ise “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nde Türkiye’nin geri kalmasına sebep olarak, modernizmin zaman disiplinine ve ‘hız’ına ayak uyduramayışını gösterir. Ayarcı, enstitüyü güya bu amaçla kurar, Osmanlı’nın kaybettiği zamana sahip olmak, hızlanmak, zamanda hiç boşluk bırakmamak, tüm zamanı performansla doldurmak ve hayata ‘mesai saati’ni egemen kılmak için…
Sadece terakkiyi, gücü, zenginliği ve refahı amaçlayan, geri kalmaktan kurtulmak isteyen insan için ‘hız’a gerek var evet. Bunun insana bir refah sunduğu da kesin. Ama zamanı sadece verimlilik mantığıyla tamamen mesai saati formuna indirgemek ve tüm eylemlerimizde ‘hız’ı gözetmek doğru mu?.. Bence değil! İnsanın, zamanın tüm dilimlerini ‘mesai’ ile doldurması ve tüm eylemlerinde ‘hız’lı olması yanlış. Çünkü bu anlamda hız’ın kazandırdıkları yanında kaybettirdikleri de var. Nitekim Turgut Uyar o ünlü “Göğe Bakma Durağı” adlı şiirinde, işte bu hayat otobüsüne binmiş ve hızla seyreden performans öznesinin bir ara durup “Göğe Bakma Durağı”nda inmesini, yavaşlamasını, nefes almasını ister, hızdan bunalan modern insanın özlemini dile getirir. Aslında Behçet Necatil de “Sevgilerde şiirinde tıpkı Turgut Uyar gibi zamanını tümüyle mesai saati/ iş formuna indirgeyen, dolayısıyla ‘hız’ın