asdfg 2

asdfg 2
@asdfg_2
kurgu°xārici qırā^et, tilâvet, müţāla`a, tetebbu|| ayrukca ve me`an insân ve lisân havlinde mebâhıiš || dâstânî ve rivaayî için 1000kitap.com/asdfg_1 |
x.com/miroglu_usta/st... Kadın lüks bir sitede oturuyor. Oturduğu sitede yönetim kurulu üyesi. Site kurallarına göre kendi sitesi içinde rastgele sahipsiz hayvan beslemek yasak. Sahipli hayvanlar dahi heryere sokulmuyor. İşte bu kadın lüks evinden çıkıp 10 km uzaklıktaki Maltepe'de insanların evinin önünde başıboş köpek besliyor. Yaşlı adam burada besleme torunuma saldırıyorlar diyor. Telefonun kamerasını açıp seni polise şikayet edeceğim diyerek yaşlı çifti tahrik ediyor. Peki kim suçlu? Yaşlı çiftin hakkını hukukunu kim koruyacak? Devlet! Peki devlet ne yapıyor? İnsanların canını malını tehlikeye atan bu sorunu yıllardır görmezden geliyor. İnsanların hakkını hukukunu korumazsanız çatışma çıkar. Adam torunuma saldırıyorlar diyor yahu daha ne desin? Nerde devlet? Bir de bu yaşlı çift bu arsız kadın yüzünden yargılanacak ve ceza alacak! Ne için? Hükümet başıboş köpek sorununu çözmediği için! Sizin yüzünüzden bu insanlar mağdur oluyor. Yıllardır bu sorunu çözmediniz hala daha oyalıyorsunuz Abdurrahman acar Recep Tayyip ERDOĞAN
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
bir muharrem bindörtyüz kırkaltı - prof.kadircan keski bora - ''ziraa'atde büyük tehlike!'' || x.com/Recepsamuncu1 || Nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzun farkında mısınız? Tarım ve Köy işleri Bakanlığı'nda 115 bin kişi çalışıyor. 30 tane ziraat fakültemiz, 50 tane tarım araştırma enstitümüz, 10 bin işsiz ziraat mühendisimiz var. Buna rağmen Türkiye tohumda tamamen dışa bağımlı. Tek kelimeyle tohumun patronu ise İsrail. İsrailli araştırmacıların, genleriyle oynayarak, gül ile limon kokulu domates yetiştirdiğini Şalom Gazetesi'nin internet sayfasından biraz araştırıp okuyabilirsiniz. İstediğiniz şekle sahip domatesleri bile bulabilirsiniz; çekirdeksiz, kalp şeklinde, salatalık şeklinde, dilimli... Yani genlerle oynama meselesi yüzde yüz doğru. Gelelim başka doğrulara. Bu tohumların bir ekimlik olduğunu bilmeyen yok. Yani İsrail'den bir defa tohum almakla kurtulamıyorsunuz. Bir gram tohumun fiyatı her dönemde bir gram altına denk oldu. Üstelik İsrail tohumunu toprağa bir ektin mi artık isteseniz de yerli tohuma dönemiyorsunuz. Genetik tohum o toprağ a da zarar veriyor. Artık hep bu genetik tohumu kullanmak zorundasınız. 50-70 yıl sonra ise toprak kanserojen maddelerle dolduğu için artık tamamen kullanılmaz hale geliyor. Buna en güzel örnek: Türkiye'nin patates deposu olan Niğde ve Nevşehir bölgelerinde yetiştirilen patateslerde kanserojen maddeye rastlandığı için artık patates ekimine izin verilmemesidir.
Hayata Dair
kpop gerçekleri-tw: @sertacabii
Dünyaca ünlü KPOP grubu BTS’in lideri RM, sosyal medya hesabından Frank Ocean’ın İslamiyeti kastederek hazırladığı “Bad Religion” Türkçesi “Kötü Din” isimli şarkısını paylaştı. Hayranlarından gelen tepkiler üzerine de, “Özür dilemiyorum, doğrularımı açıkça ifade edebilirim. Sözlerime inanın!” yazarak paylaşımda bulundu. Hani bunlar çok saygılıydı, sevgi pıtırcığıydı, merhamet şelalesiydi‼️ Bu KPOP idolleri, yaptıkları en ufak bir hatada bile salya sümük ağlayıp özür videoları çekerken böylesine büyük bir tepki karşısında neden atarlı cevap veriyorlar❓ Bunların saygısı, sevgisi ve merhameti işine geldiği kadar. Mesele İslam ve Müslümanlar ile ilgili olduğunda gerçek yüzleri böylece ortaya çıkıyor. Ayrıca bu gerçekten sadece basit bir şarkı mı gelin birlikte hikayesine bakalım: Ocean GQ’ya verdiği röportajda şarkıda kendi aşkından esinlendiğini ve onun sevdiği ilk kişi olduğunu söyledi. Ancak aşık olduğu kişi Ocean için aynı şeyi hissetmediğini açıklayınca Ocean bu şarkıyı yazdı. Ve tahmin edin ilk aşkının cinsiyeti neydi? Ocean Tumblr sayfasından açık mektup yayınladı. Mektupta âşık olduğu ilk kişinin bir erkek olduğunu söyledi. 19 yaşında yazı beraber geçirdiği bir adama âşık olan Ocean bunu halka açıklayarak eş*insel olduğunu da açıklamış oldu. Şarkıda şarkıcı taksiye binip derdini taksi şoförüyle paylaşıyor ne hikmetse(!) taksi şoförü müslüman çıkıyor ve “Allah-u ekber” diye cevap veriyor. Bu dinimize ait bir ifade olduğu, eşcinsellik dinimizce haram olduğu ve lut kavmi lanetlendiği için şarkıcımız beni lanetleme diye cevap veriyor. Şoför olumsuz yanıt alınca dua et/namaz kıl diye tavsiyede bulunuyor. Şarkıcı “eğer beni dizlerimin üzerine çöktürüyorsa, o kötü bir dindir” diyor. Demekki mesele sadece paylaşılan şarkı da değilmiş. Şarkı üzerinden verilen çok
[ky] ''hız'la gelen..'' -alaattin karaca
{onsekiz aralık ikibin yirmiüç târiixli karar g. kysı} '''' Modernizmin en önemli niteliği hızdır. Hıza, ilerlemek, çok üretmek, güçlü ve zengin olmak, refah içinde yaşamak için gerek vardı. Bu bağlamda günümüzde tüm hayata ve zamana verimlilik mantığı egemendir. Dolayısıyla modern insandan beklenen, performansını ve zamanını daha çok üretmeye ayarlamasıdır. İsmet Özel, “İnsanın/ gölgesiyle tanımlandığı bir çağ…” diyor bu anlayış için. Şairin “Âmentü”sündeki gölgesiyle tanımlanan insana, Byung-Chul Han ‘performans öznesi’ adını vermekte. Tanpınar ise “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nde Türkiye’nin geri kalmasına sebep olarak, modernizmin zaman disiplinine ve ‘hız’ına ayak uyduramayışını gösterir. Ayarcı, enstitüyü güya bu amaçla kurar, Osmanlı’nın kaybettiği zamana sahip olmak, hızlanmak, zamanda hiç boşluk bırakmamak, tüm zamanı performansla doldurmak ve hayata ‘mesai saati’ni egemen kılmak için… Sadece terakkiyi, gücü, zenginliği ve refahı amaçlayan, geri kalmaktan kurtulmak isteyen insan için ‘hız’a gerek var evet. Bunun insana bir refah sunduğu da kesin. Ama zamanı sadece verimlilik mantığıyla tamamen mesai saati formuna indirgemek ve tüm eylemlerimizde ‘hız’ı gözetmek doğru mu?.. Bence değil! İnsanın, zamanın tüm dilimlerini ‘mesai’ ile doldurması ve tüm eylemlerinde ‘hız’lı olması yanlış. Çünkü bu anlamda hız’ın kazandırdıkları yanında kaybettirdikleri de var. Nitekim Turgut Uyar o ünlü “Göğe Bakma Durağı” adlı şiirinde, işte bu hayat otobüsüne binmiş ve hızla seyreden performans öznesinin bir ara durup “Göğe Bakma Durağı”nda inmesini, yavaşlamasını, nefes almasını ister, hızdan bunalan modern insanın özlemini dile getirir. Aslında Behçet Necatil de “Sevgilerde şiirinde tıpkı Turgut Uyar gibi zamanını tümüyle mesai saati/ iş formuna indirgeyen, dolayısıyla ‘hız’ın
"Lisede Sophokles okuduk, klasik Türk sanat musikisine sövmeyi, Divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayımladığı kötü çevrilmiş batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. Sanki Sinan, Leonardo'dan önemsiz; Mevlânâ, Dante'den küçüktü; Itrî ise Bach'ın eline su dökemezdi. Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk, ulusal bileşim arama yerine hazır bileşimleri aktarmak hastalığımız tepmişti, o kadar ki İkinci Dünya Savaşı sonrasında batılı emperyalizmin örgütlü politikasını uygulamaya kendiliğimizden talip olduk." (Hangi Batı, Attila İlhan)