Bir arkadaşlığın bitmesi sizin de çok iyi bir şekilde ortaya koyduğunuz gibi en az bir aşk ilişkisinin bitmesi kadar acı verici olabilir.
Bu kadar acı vermesinin sebebi, bence, artık benim arkadaşım olmaman. Bu öncelikle artık benim kişiliğimi sevmediğini ortaya çıkarıyor ve bu da "Ne hata yaptım?" sorusunun her za- man yanlış bir soru olduğunu gösteriyor. Çünkü bu, gündelik terimlerle söylersek, yaptığım şeyi değil, artık kim olduğumu çekici bulmuyorsun demektir. İkinci olarak, bundan daha da acı verici bir gerçeği de meydana çıkarıyor: Arkadaşlığımızın sonucu olarak olduğunuz kişiyi artık sevmiyorsunuz ve oluşumunda en azından kısmen sorumlu olduğum bir durumdan vazgeçmek istiyorsunuz. Bu da gösteriyor ki aşk ilişkilerinde daha yaygın olan ama arkadaşlıklarda da sıklıkla söylenen "Sorun sende değil, bende," cümlesi, bir teselli değil sadece basit bir kaçınma ifade ediyor. Çünkü artık kendisinden memnun olmayan bir "ben"den siz sorumlusunuz.
Arkadaşlık ve bunların arasında en önemlileri yakın arkadaşlarımız olmak üzere arkadaşlarımızın toplamı, hayatta kendimize özgü bir yol çizmemiz için benimsememiz gereken ana araçlar ve mekanizmalardır. Diğer bir deyişle, arkadaşlık, ahlakın sınırları içine yerleştirilemez, çünkü bireysellik her zaman ahlak ile uyumlu değildir. Arkadaşlığın ve sanatın kendilerine özgü ve daha önce de söylediğim gibi dünyanın geri kalanıyla benzerlik ve dayanışmadan ziyade bireysellik ve farklılığa bağlı belirli değerleri bulunmaktadır. Ama bunlar hayatın zorunluluklarıdır ve iyi ya da kötü bazen çatışmaya girerler. Bunu yaptıklarında ahlakın her zaman kazanacağı benim için kesin değildir. Filozoflar, kısmen Kant'ın etkisiyle, sıklıkla, ahlaki değerlerin her zaman üstün gelmesi gerektiğini ve kısmen Aristoteles'in philia tartışmalarının okumaları dolayısıyla, her zaman üstün geldiğini varsaymışlardır. Ben böyle olması gerektiğinden emin değilim.