Konfor alanı, bizzat şu anda yaşsadığımız; düşünmeden, belirli davranışları bilinçsizce tekrar ederek yaşamayı başarabildiğimiz ve adına "yaşam" dediğmiz rutinler bütünüdür. İşimiz, ailemiz, kişisel temizlik alışkanlıklarımız, bağımlılıklarımız, inançlarımız, ritüellerimiz ve buna
benzer tüm rutinlerimiz bizim o bildik yaşamımızı yani "konfor alanımızı" oluşturur. Onun içinde ne olacağını biliriz; olacakları daha kolay öngörebiliriz, değişkenler bu alanda bizim için daha anlaşılır, daha kestirilebilirdir. Halbuki gerek günlük tecrübelerimiz gerekse son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, belirsizlik ve değişkenlik durumlarında beynin öğrenme yeteneğinin en üst düzeyde olduğunu açıkça gösterir. Alıştığımız konfor alanının bizi tembelleştirdiğini, beynimizin öğrenme ve yenilik üretme mekanizmalarını yavaşlattığını gayet iyi biliyoruz. Bilimsel çalışmalar da aynını söylüyor: Belirsizlik halleri beyni uyandırır ve öğrenme yeteneğini en üst düzeye çıkartır.
Yaratıcılık eksikliğinin, yenilik arzusunun, zenginlik arayışının ve iç sıkıntılarının temel çözümü, insanın alıştığı hayat tarzını değiştirmesinde yatar.
Ne yaparsanız yapın; çizgi dışı, anarşist, sorgulayıcı, denenmemişi denemeye kalkan, düzeni bozan ve arıza çıkartan tiplerle her zaman karşılaşırsınız. Bu bir arıza değildir, (diğer İFA maddeleri gibi) kadim kuralların tüm çabalara rağmen sıklıkla gün yüzüne çıkmalarının işaretidir. Zira insan, sınırlar içinde mutlu mesut yaşamaya değil, sınırlarını aşmaya ve yenilikler keşfetmeye ayarlı özel bir varlıktr. Bunu sadece geçici bir süre unutabilir ama bu temel içgüdü, er ya da geç ya riskli atılımlar ya ani aydınlanmalar yahut suç veya bunalımlar gibi istenmeyen sonuçlar olarak kendini bir şekilde gösterecektir. İnsanın bu güdünün baskısına ömür boyu direnebilmesi çok zordur.
Bir birey olarak toplum içinde yaşadığımızda belirgin bir "akıntı" içindeyizdir. Bu akıntı, tüm toplumu yönlendiren genel inanç, değer, kabul ve geleneklerden oluşan karmaşık bir sürücü güçtür. Toplumun bize öğrettiği değerleri ne kadar içten benimsersek akıntıya o kadar sorunsuz katkıda bulunur, toplumun "debi'sini yükseltir ve ortak gücü desteklemiş oluruz. Bazense akıntıya itiraz eden, ondan farklı bir yöne gitmek isteyen bireyler çıkar. Hem de bu öyle pek nadir de olmaz. Özellikle gençlerde sıra dışı olmak, kendilerine konan sınırları zorlamak gibi dürtüler çok açıkça baskın hale gelebilir. Bu tip "akıntıya ters" davranış ve düşünceler, aynen akan bir nehirde olduğu gibi türbülansa, girdaplara ve neticede bir enerji kaybına neden olacaktır. Genel akıntıyı yavaşlatma riski taşıyan bu tip durumları en aza indirmek için de bu tip istenmeyen davranışları baskılayacak her türlü önlemi almak şarttır. İşte eğitim, kültür, değerler ve inançlar şeklinde grupladığımız o zihinsel kodların büyük kısmı böyle bir sıradanlaştırmaya hizmet eder.