Mecbur olmadıkça Dennis’in odasına hiç girmiyordum. Kapının arkasından, yatağın altından, dolabın içinden Dennis karşıma çıkıverecek gibime geliyordu. En çok da dolap korkuturdu beni. Annem beni o odadan Denny’nin albümünü, ayakkabı kutusunda sakladığı resimlerini almaya yollarsa, odaya adım
attığım anda dolap kapısının ağır ağır açılacağını hayal etmeye başlardım. Yerimden kıpırdayamazdım tabii o anda. Ağabeyim solgun ve kanlar içinde dolaptan bana uzanırken ellerini pençe gibi kıvrılmış görürdüm. Çatlak ve boğuk çıkan sesiyle bana, “Sen olmalıydın, Gordon,” derdi. “Sen
olmalıydın.”
Koruluğun arkasındaki korkunç çukurdan nefret ediyorum.
Etrafındaki tarlalar, çalılar kan kırmızısına boyanmış.
Kırmızı damarlı kayalardan sessizce damlayan kanlar...
Sorduğunuz her soruya tek yanıt ‘ölüm’ diye her yerde yankılanıyor.