Funda'dan...
Zamansız Bir Aşinalık: Ruh Eşi Nedir? ​Ruh eşi; insanın bu kalabalık ve gürültülü dünyada, adını koyamadığı bir gurbet hissiyle yürürken, birdenbire "evine dönmüş" gibi hissetmesidir. O, hayatımıza sonradan dahil olan bir yabancı değil; ruhumuzun daha önce yazılmış ama zamanla satırları silinmiş eski bir kitabından, zihnimizin kuytularında unutulmuş eski bir şarkıdan çıkıp gelen bir aşinalıktır. ​Peki, gerçekten var mıdır ruh eşi? Yoksa kalbimizin kendi yalnızlığına karşı açtığı bir savunma davası, bir teselli arayışı mıdır? ​Aslında ruh eşi, kusursuz bir benzerlik demek değildir. O, seninle aynı cümleleri kuran biri olmaktan ziyade; sen sustuğunda bile içindeki o derin sessizliğin şerhini düşebilen, kırgınlıklarına taksirle değil, kasten şefkat gösteren bir sığınaktır. İnsanın kendini savunma ihtiyacı duymadığı, yargılanma korkusu olmadan, tüm defolarıyla beraat edebildiği yegane kalptir. ​Ruh eşini betimlemek gerekirse; o, bir aynadır ama kusurlarını yüzüne vuran sert bir cam değil, içindeki o nahif ve narin güzelliği sana yeniden hatırlatan berrak bir pınardır. ​Onunla göz göze geldiğinde, sanki asırlar öncesinden kalma bir sözleşmenin altına yeniden imza atıyor gibi olursun. Bakışlarındaki o eminlik, dünyanın tüm karmaşasını bir anlığına dışarıda bırakır. Yan yana geldiğinizde kelimeler hükmünü yitirir. Dünyanın en uzun, en edebi ve en anlamlı konuşmasını, tek bir kelime bile etmeden sadece yan yana durarak yapabilirsiniz. ​O, hayatına girdiğinde anlarsın ki; daha önce yürüdüğün tüm yollar, uğradığın tüm duraklar aslında sadece ona çıkacak olan o büyük güzergahın mecburi hazırlığıymış. ​Ruh eşi; hırpalayıcı bir fırtınanın ortasında, insanın kendi içine çekebildiği en sakin, en güvenli nefestir. Biz ne kadar inkâr etsek, ne kadar "yoktur" desek de; kalbimiz her
keşke odaların penceresini gören bir ağaç olsaydım... her şey daha kolay olurdu o zaman. eve kaçta geldiğini bilirdim. nasıl uyuduğunu bilirdim. sen sonbahar'da, dallarımda yeşiller arardın ben sana, bir adım bile yaklaşmanın çilesini çekerdim. ama anlardık birbirimizi. hiç değilse aşinalik olurdu. şimdi böyle sen uzakta ben uzakta, birbirine değmeyen dallar gibi, aynı gökten göğe uzanıp birbirimize hiç dokunmadan yitip gideceğiz. biri geçip ikimizden birinin muhakkak budayacak.
Reklam
Beni kendine aşık kendini de bu aşka Tanık ettin Sonra da sensiz olamam sanıp Duvarları bana dost ettin
Müzik
Benlik algısı
Herkesin benzer olduğu bir dünyada kendin olmak bi sabotaj eylemi gibi görünse de; esasında kurtuluş yolunun karanlığına düşen ilk gölge -aydınlığın habercisi- bu arayışla başlar. Hayata başka insanların koyduğu tanımları keşfederek atılırız. Doğduktan sonra konuşmayı ve konuşacağı dili keşfeden ufak çocukların bile hangi ses ahengi ile neyi ifade edeceği çok önceden belirlenmiştir. Bu sebepten kelimeler dahi ancak onları var eden insanlar için nokta atışı bir tanımdır ve her bir tanım kaşifine özgüdür. Ancak insanlar yapay tanımları yadsınamaz gerçekler olarak görürler. Bu ise,sadece gölge olarak yansıyabilecek o güçsüz ışık kaynağının tam önüne başkasını koyup, yabancı bir gölgeye aşina olmaktır. Dünya üzerinde yeni olan bir bireye, kodlarını yazan birileri tarafından dikte edilen bu aşinalık; şahsı kendi gölgesine yabancı kılar. Bu gölge, tüm kişiliği, fikirleri ve aidiyeti bünyesinde toplayacak kadar büyük bir alan kapladığından; bu yabancılıkla yaşam, ömür boyu devam edebilir. Ve bu harcayış biçmi, bir ömrü harcamanın belki de en acı yoludur: Hiç farketmeden harcamak.. Yapay kalıplara ait hissetmeyenlerin,hissettiklerini savunanlara bir borcu yoktur.
Hasbihal - 1
Salih Mirzabeyoğlu’nun 2003 yılında çıkan Sefine isimli bir kitabı var. Bu tarihten itibaren Sefine ismine karşı içimde bir aşinalık var. 23 yıldır internette kullanıcı adı veya şifre olarak hep Sefine uzantılı isimler kullanıyorum. Bir de Emvac kullanıyorum ama daha çok Sefine’yi tercih ediyorum. ​Geçen sene Şırnak iline tayinim (Sürgün atama) çıktı. Yıllık izin, rapor ve en sonunda ücretsiz izin derken 10 ay boyunca pek gidemedim Şırnak’a. Geçen hafta itibariyle nihayet işe başladım ve gittim. Şehre adım atınca, denize fersah fersah uzak bu dağ coğrafyasında, birçok yerde iş yeri adı olarak Sefine ismini görmek dikkatimi çekti. Sefine’nin kelime anlamının "Gemi" olduğunu biliyorum ama Şırnak ile ilişkisini ilk anda çözemedim. Araştırdım; meğerse insanlığın ikinci kez filizlendiği büyük tufanın kıyısındaymışım. Hz. Nuh’un Gemisine Sefine-i Nuh, Cudi Dağı’nda Nuh’un gemisinin durduğu, insanlığın yeniden "BİSMİLLAH" dediği mukaddes alana da bizzat tarih "Sefine" adını vermiş. Kime ait hatırlamıyorum ama​ "Söz ağızdan çıkınca varlığa dönüşür" sözü aklıma geldi. İnsan, dilinin altında gizlidir. Kader, ağlarını bizim seçtiğimiz, dilimize doladığımız, hayatımıza buyur ettiğimiz mefhumlarla örüyor. ​​Demek ki hayatımıza buyur ettiğimiz kelimelere de, dahil ettiğimiz insanlara da çok daha derin bir nazarla bakmak lazımmış. Rastgele seçtiğimizi sandığımız her şey, aslında gelecekteki menzilimizin pusulasıymış. Bakalım Emvac ile karşımıza ne çıkacak... Emvac da Osmanlıca "Deniz Dalgaları" anlamına geliyor. Onu da 90’lı yıllarda çıkmış Hilmi Kocaarslan’ın Emvac isimli kitabından esinlenerek kullanıyorum. Birbirinden tamamen bağımsız zamanlarda ve niyetlerle kullandığım halde biri Deniz Dalgaları, diğeri ise Gemi manasına geliyor. ​Biri fırtınalarla boğuşan, durulmak
Kur'an-ı Kerim'i Kavrayarak Kolaylıkla Öğren
Kur'ân-ı Kerîm Elifbâsı, kolay ve kalici bir şekilde yüce kitabımızı okumayı öğretmek amacıyla hazırlandı. Yediden yetmişe herkesin istifadesine sunulan Kur'ân-ı Kerîm Elifbâsı çeşitli yenilikler içeriyor. Kitapta tam kavramayı sağlamak için dikkat unsurunun etkin bir şekilde kullanıldığı alıştırmalar yer alıyor. Anlatılan konularda kavrama mantığı ön planda tutuluyor.Kur'ân-ı Kerîm okumaya aşinalık kazandıran örnekler ve alıştırmaların sonunda verilen ayet-i kerimelerle okurun öğrenme ve okuma motivasyonu artırılıyor. Kitapta tecvid kuralları tablolarla pratik bir şekilde okura sunuluyor. Eyyüp Beyhan
Din
Reklam
Reklam