... dünya hala çığlıklardan sersem olmuş koşturup duruyordu, geç kalanların, çamura batanların, soluğu kesilenlerin vay haline, tarihin ne acelesi vardı, her acı durağında duramazdı. Ama nereye gidiyordu? Neyle buluşacaktı? Hangi tarihte olacaktı bu?
Kim gerilemeyi önceden haber vermeye cesaret edebilirdi? Gerileme, şu üzücü, gülünç, yoldan sapmış, münasebetsiz düşünce. Tarihi, düz bir arazide akan, engebeli alanda çıldıran, birkaç çağlayana ulaşan bir ırmak gibi görmekte inat ediyoruz. Ya yatağı önceden kazılmış olmasaydı? Ya, denize erişmeyi beceremeyip çölde, durgun bataklıklar yapbozunda yolunu şaşırıp kaybolsaydı?