Bitti
Bir kitap daha bitirdim. Sayfaları senin yüzüne çarpa çarpa. Cümleleri sana haykıra haykıra. Sen yine bomboşsun karşımda. Aslında hiç yoksun, ben uyduruyorum varlığını. Varsan iyi olurdu, vardın iyiydin, gittin benide bitirdin. Cümlelerim sana varmaz biliyorum. Ama kalbimi senden vardıramıyorum kendime. Kaç gece daha ağlamamı istiyorsun duygusuz duvarlara? Kaç gece daha iç çekeyim penceremden? Kaç gece daha açık bırakayım uykularımı arasına karış diye? Sesimi duy artık. Aç bir aramalarımı. Sana söyleyecek, haykıracak çok şeyim var. Bir sürü sorum var sana. Yavaş yavaş unutuyorum ne soracağımı, ne söyleyeceğimi. Biliyorum garip geliyor ama seni bile unutmaya başladım biraz biraz. Saçlarının kokusu silindi burnumdan, yanaklarının yumuşaklığı kaydı ellerimden. Varlığın çekip gitti yanımdan. Varlığına bile şükrederken şimdi unutuyorum şükrediyorum. Sanırım bitiyorsun bende. Bitme lütfen, bitmeden koş gel. Bitiremeden seni, yetiş bana n'olur. Uykularıma sensiz dalmak istemiyorum. Sabahlarıma senin günaydın çınlamaların olmadan uyanmak istemiyorum. En küçük şeyi sana anlatayım yine. Bir kuş gördüğümü, bir çiçeğin pembeliğini, bir bulutun şeklini anlatıyım yine sana bıcır bıcır. Üzüldüğüm şeylere ağlayayım yine "Ağlama kurban olurum gözlerine." de bana. Bir kedi için mama alayım o yerken sana göstereyim. En ufak şeyde şımarım şapşal şapşal dolaşayım orda burda. Bitirme seni bende. Son damlaların süzülüyor yanaklarımdan. Son sözlerin çıkıyor kulaklarımdan. Son kullandığın parfüm uçuyor üstümden. Bitme lütfen, alıştım ben senliğe. Sensizlik ağır geliyor bünyeme. Bir gün daha bitti. Bir gece daha bitecek. Birazda sen biteceksin, birazda ben. Sen biterken bende yanıp kahrolurum. Her sabah uyanmamak üzere açarım gözlerimi. Sen biterken bende yaşamam dert etme. Öyle bir
Ene Gül, Gül ile Bülbül metaforunu temel alarak, aşkı yalnızca bir duygu değil, varoluşsal bir yolculuk, içsel bir yanış ve ruhsal bir arayış olarak ele alan yoğun bir şiir kitabıdır. Kitap boyunca Gül, ulaşılması zor sevgiliyi, ilahi güzelliği ve insanın içindeki eksikliği temsil ederken, Bülbül bu güzelliğe yönelen, onu arayan ve onun uğruna yanan aşığı temsil ediyor.Bu iki figür arasındaki ilişki, aslında insanın kendi iç dünyasında yaşadığı kavuşma isteği ile ayrılık gerilimini şiirsel olarak anlatıyor. Eserde aşk, sıradan bir romantik bağ olmaktan çıkarak kader, dua, sınav, sabır ve teslimiyet kavramlarıyla iç içe geçiyor.Şiirlerde sıkça görülen tasavvufi izler, metne derinlik kazandırırken, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi klasik aşk anlatılarına yapılan göndermeler, eserin evrensel bir aşk geleneğiyle bağ kurmasını sağlıyor. Ene Gül, yalnızca bir sevda hikayesi değil, aynı zamanda insanın yalnızlığı, eksikliği ve anlam arayışı üzerine yazılmış bir iç monolog niteliği taşır. Şairimizin dili yer yer kırılgan, yer yer isyankar, yer yer ise teslimiyet dolu. Bu çok katmanlı anlatım,duygusal olduğu kadar düşünsel bir yolculuğa da davet ediyor. Kitap, yoğun imgeler ve sembollerle örülü yapısıyla kolay okunur bir eser değildir. Aksine, her şiirin üzerinde durulması, hissedilmesi ve tekrar okunması gerekiyor.Aşkın hem yıkıcı hem de dönüştürücü yönü, kitabın temel duygusal eksenini oluşturuyor. Ene Gül, bir sevdanın hikayesinden çok, sevmenin insanı nasıl dönüştürdüğünü anlatan şiirsel bir deneyimdir. Ene Gül, aşkı sadece anlatmaz,onu yaşatır. Her dizede biraz yanarsınız, biraz susarsınız, biraz da kendinizle karşılaşırsınız. Eğer şiirde sadece kelime değil, derinlik, anlam ve içsel sızı arıyorsanız, bu kitap sizin için bir durak değil, bir yolculuktur. Bu eser,
1000Kitap
Reklam
Sen benim sabah güneşimsin! Bu küçük kaktüs bana sevgiyi öğretti. Hiç fark etmemiştim. Üç beş gün önce akşam çiçeklerinin kapandığını gördüğümde tesadüf sandım. Sonra bir kaç gün izledim onu. Her akşam hava kararmaya başladığında narin çiçeklerini usulca içine çekiyor, sanki dünyadan saklanıyordu. Sabah güneş doğup ilk ışıklarını üzerine bıraktığında ise yeniden açıyordu bütün güzelliğini. Tüm herkesten sakladığı yapraklarını sevdiği güneşini görünce açıveriyordu. Şaşırdım! Çünkü bir kaktüsün bile sevdiğine böyle yönelmesi, sevdiğini görünce bütün güzelliğini ortaya koyması bana çok şey anlattı. Sonra düşündüm… İnsan da bundan farklı değil aslında. Ruh, kendini ait hissetmediği yerde susar, sessizleşir, içindeki renkleri saklar. Yaralanmamak için çiçeklerini kapatır. Bekler.. Belki bir gün kendisini anlayacak bir güneş doğar diye. Yada doğacak güneşten bile hiç bir zaman haberi yoktur.. Sen benim hayatıma tam da böyle doğdun. Seni ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. O günün sıradan bir gün olduğunu sanmıştım. Oysa farkında olmadan hayatımın mevsimi değişiyormuş. Seni tanıdıkça içimde yıllardır hiç tanımadığım yerleri buldum. hiç tanımadığım hislerle tanıştım. Kimseye göstermediğim duygularım birer birer gün yüzüne çıktı. Çünkü sen, çiçek açmaya korkmayan yanımın sebebiydin. Yanında kendimi saklama ihtiyacı duymadım. En savunmasız tarafımla, yani bir avuç şu kalbimle durabildim işte karşında. İçimde ne varsa, yıllardır karanlıkta bekleyen ne kadar duygu varsa hepsi sana doğru açıldı.
ama aşkların en güzeli, en mükemmeli anneye duyulan aşkın bile daha büyüğü o aşk ki sonsuz, müşfik, ateşli, zilzurna bir sarhoşun diğerine duyduğu (denendi onaylandı)
ömrün bitirmiş virane miyem aklın yitirmiş divane miyem nedir bu halim artar melâlim söyle a zalim bi-gane miyem Aşki can fedâ Olsa ne fayda Aşk oku yayda Kemâne miyem Muzaffer ozak ( aşki) Virane: Yıkılmış, harap olmuş yer. Divane: Deli, çılgın, bir şeye çok düşkün olan. Melâl: Hüzün, iç sıkıntısı, keder. Bi-gane (Bigâne): Yabancı, ilgisiz, kayıtsız.
Geceye...
Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere Her gece ışığını ruhumdan alacaksın Aldanma gururunu okşayan çiçeklere En güzel güllerini ruhumla alacaksın Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi
Şiir
Reklam
Reklam