Geceyi arkasında bırakıp çöle doğru yalınayak yürüyen bir Mecnun düşün ki tek derdi kumların üzerinde kaybolup giden o geçici ayak izlerini takip ederek vahasını bulmaktır. O yolcu yolun başında attığı her adımda susuzluktan kavrulurken aslında kalbindeki o amansız yangının kendisini kum tanelerine değil, o çölün ötesindeki muazzam bir deryaya ulaştıracağını henüz bilmemektedir. İşte seninle bu kitabın ilk satırında kalbimize düşürdüğümüz o hararetli aşk kıvılcımı da tıpkı o çöl yolcusunun susuzluğu gibi fani bir çehrenin hasretiyle, o geçici gölgenin acısıyla başlamıştı. Biz bu yola o yangınla çıktık zira insan ruhu öyle muazzam bir iklimle dokunmuştur ki seraplara kanamaz ve bu yolculuğun nihayetinde varacağı o son liman, kalbindeki o devasa muhabbetin asıl sahibi olan ebedi ve baki Allah’ın huzurundan başka bir yer olamaz.
Mülkün mutlak hakimi olan o yüce yaratıcı, bahar mevsiminde yeryüzü kumaşını milyarlarca taptaze çiçekle ve rengarenk ipeklerle dokurken aslında her bir nakışla senin o en derindeki sevme kabiliyetine hitap eder. Gökyüzündeki şaşmaz nizam, bulutların arkasından süzülen nurlu damlalar ve kalbinin her bir ritmi, o tek bir merkeze doğru akan nehirler gibi aynı muazzam hakikati fısıldar. Sen yol üstündeki solan yapraklara, veda eden yüzlere bakıp hüzünlenmeyi bırak çünkü bu kitaba neyle başladığımızı ve en nihayetinde hangi ulu kapıda bu sözleri taçlandıracağımızı aklından çıkarma. Karşına çıkan her fani ayrılık, her sarsıcı imtihan, ruhunun üzerindeki fani tozları silkeleyen ve seni o hiç batmayacak olan ezeli güneşin rızasına ram eden nurlu birer basamaktır.
Bismillah diyerek adımladığımız bu ömür sayfalarında her yeni gece, o büyük vuslata doğru yaklaştığımızın en parlak nişanesidir. Kalbindeki o saklı cevheri sadece topraktan doğup yine toprağa