"Nasıl yapabiliyorsun tüm bunları; en ufak bir sıkıntı duymadan insanların hayatını mahvediyorsun?"
"Nasıl mı yapıyorum?" diye karşılık verdi Abdül gözleri çakmak çakmak. "Asıl siz nasıl yapabiliyorsunuz? Nasıl her şeye bu kadar kolay ikna oluyorsunuz? Anlamadığınız fikirlere tutunuyorsunuz, tanrılara yalvarıyorsunuz, birbirinize sonsuz aşk yeminleri ediyorsunuz... Sonra tüm inançlarınız yerle bir olduğunda, hiçbir şey değişmemiş gibi yolunuza devam ediyorsunuz. Bir de utanmadan buna gelişme deyip aslında hiçbir şeyden ders almıyorsunuz. Sözlerinizin, inançlarınızın kendi gözünüzde bile hiçbir hükmü, değeri yok aslında. Şu ya da bu yol farketmiyor sizin için; yeter ki sefil varlığınızı anlamlı kılacak bir yalan olsun hayatınızda. Ve her zaman söyleyecek ne kadar çok sözünüz var! Bilhassa en ahmak olanlarınızın. İnsan denen şey, doğanın yarattığı en sapkın hayvan türü; milyarlarca kendini ifade etme manyağı hayvan!"
Gözlerinin derinliklerindeki acıyı görmek, her şeyi geriye alıp unutturmak istememe neden oluyordu. Deştikçe kanayacak olan yarasıydı söz konusu. O da bunun farkındaydı. Bu yüzden senelerce merakını bastırmış, kanayan yarasına dokunmamıştı. Onu unutmuştu. Ne kadar yaralı olduğunu, o yaranın ne kadar acıttığını unutmuştu ve şimdi tek bir kelimeyle o acıyı hatırlıyordu. -Meltem T. A.