10/10
·101 syf.··
2026 13. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 23:16
'Aramakla bulunmaz ama bulanlar da arayanlardı.' Büyük arayışla, bir yolculuğa çıkıyoruz bu öyküde. Varacağın bir yer umarak ama varıp varmayacağını da bilemeden... Hep bir şüphe olacak ardında.. Ve hep bir netliğin gölgesine düşeceksin peşi sıra. Aşk şüpheden arınmak değil miydi peki? Acabaların olduğu yerde aşktan söz edilebilir miydi? Bilinmezliğin içindeki tamamlanmışlıktı aşk ve bu bilinmezliğe razı gelişti biraz da.. Yorulmak mı? Yorulmadan aşk, aşk kalabilir miydi? Aslında aşk, yoruldum demeyecek dirayeti göstermekti biraz da. Hasılı kelam varmak aşkın neticesiydi. Aşk diye bilinen şey de hakikatti. Vardım sanmak aşkın da ötesindekini aradığının farkındalığıydı. Arıyorum diyen, kör pencerede bakınandı. Vardım diyen, saydam kapıdan bakandı. Yandım diyen, çoktan aşk aleminden hakikat alemine varmıştı bile. Aşktan öte hakikat yoktu. Hakikat de içindeki özdeydi. Sendeydi. Kendindeydi. Kalbindeydi. Evindeydi. Uzaklarda aramanın da alemi yoktu işte... Bunu bilecek dimağ olsaydı, görecek göz de olurdu elbet. Görmenin hükmü aramaktan geçer. Ara ki bulasın. Özünden uzak kalanın yolu uzun olur evet. Ama tüm yolculuklar varmaya çıkar. (Bir öyküyle aşk üzerine birkaç cümle sarf edebilme cüretine girmem Rasim Özdenören'in kalemini gerçekten sevdiğimdendir.. Kör pencereler son öyküsü.. İyi ki de son bir öykü daha yazmak nasip olmuş. Allah rahmet eylesin. Kör pencereden nasıl da derin hakikatler açtı içimize.. Bu da bir yazarın başarısıdır.)
Aşk
Kör PencerelerRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 2022214 okunma
9/10
·400 syf.··
2026 29. kitabı
•“Bazı hikâyeler vardır, sizi bir karakterin hayatına değil; bir mahallenin kalbine misafir eder... Gelincik Bulvarı benim için tam olarak böyle bir kitaptı. •Belgin, babasının ölümünden sonra hayatı boyunca ailesi sandığı insanların aslında onun gerçek ailesi olmadığını öğreniyor. Yıllarca ait olduğunu düşündüğü hayatın bir anda ellerinin arasından kayıp gitmesi… Düşündükçe bile insanın içine oturan bir şey. Gerçek ailesini tanımak için yolu Gelincik Bulvarı’na düştüğünde ise sadece yeni insanlarla değil, kendi eksik kalmış parçalarıyla da karşılaşıyor. •Ve işte tam burada hikâye beni içine çekti. Çünkü bu kitap sadece bir aşk hikâyesi anlatmıyor. Ait hissetmenin ne demek olduğunu, insanın bazen kan bağı olmayan insanlara bile nasıl “yuva” diyebildiğini anlatıyor. O mahalledeki herkes öyle gerçek, öyle samimiydi ki bir noktadan sonra karakterler kurgu olmaktan çıktı benim için. Ferdi gerçekten abim gibi oldu, Nilüfer mahalleden arkadaşım gibi hissettirdi… Hepsine ayrı ayrı bağlandım. •Asaf ve Belgin’in hikâyesi ise tam bir “ruh birbirini tanır” hissiydi. Asaf’ın Belgin’i ilk gördüğü andan itibaren hissettiği o aidiyet, o sahiplenmeden gelen sevgi… O kadar yumuşak ve içtendi ki okurken sürekli yüzümde bir gülümseme vardı. •Ama kitabın kalbime en çok dokunan karakteri kesinlikle Emin oldu… Ah Emin… Yıllarca içinde taşıdığı o sessiz sevgi, uzaktan sevmenin verdiği o kırgınlık… Bir insanı böylesine temiz sevmek ne ağır şeymiş. Onun sahnelerinde gerçekten boğazım düğümlendi. •Belgin’e bazı anlarda çok kızdım da… İçinde tuttuğu şeyleri neden anlatmadığını, neden kendini bu kadar geri çektiğini düşündüm. Ama sonra onu da anladım biraz. Çünkü bazı gerçekler insanın içine yerleşiyor ve konuşmak bile yeniden yara açıyor. •Kitap genel olarak inanılmaz keyifli ilerliyor ama
Gelincik BulvarıPayelll · Parola Yayınları · 202654 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·512 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 19:07
•Bu kitaba biraz korkarak başladım sanırım… Çünkü bazı hikâyeler daha ilk sayfadan insanın içine yerleşeceğini hissettiriyor. Ama bir baktım, sayfalar akıp gitmiş; ben ise Midyat’ın taş sokaklarında, yıllardır dinmeyen kırgınlıkların, susulmuş cümlelerin ve yarım kalmış sevdaların arasında kaybolmuşum… •Firuze benim için sadece bir aşk hikâyesi olmadı. İçinde aile, ihanet, kader, sırlar, geçmişin yükü ve insanın kendi kalbiyle verdiği savaş vardı. Ama en çok da ayakta kalmanın hikâyesiydi. •Firuze… Seni okurken en çok etkilendiğim şey güçlü görünmen değildi aslında. Çünkü güçlü karakter çok okuyoruz. Ama senin kırılarak güçlü kalman başka bir şeydi. Omuzlarına yüklenen onca şeye rağmen yürümeye devam etmen, bazen yanlış kararlar vermen, bazen yorulman ama yine de yeniden ayağa kalkman… Bunu çok sevdim. İnsan bazı karakterleri kusursuz oldukları için değil, gerçek hissettirdikleri için unutamıyor. Firuze de benim için öyleydi. Bazı yerlerde durup “Biraz da kendini seç…” demek istedim. Çünkü ailesi için verdiği mücadele, her şeyi kendi içinde taşıması ve buna rağmen dimdik durmaya çalışması gerçekten etkileyiciydi. Yıkılsa bile yeniden ayağa kalkması, duygularını bastırırken bile yoluna devam etmesi beni çok etkiledi. •Ve şimdi gelelim benim asıl zayıf noktama… Ezra Saruhan. Ben bu adama biraz fazla düştüm galiba… Çünkü Ezra öyle büyük sözlerle değil, sevmeyi yaşayış biçimiyle etkiliyor. Onun sevgisi bağırmıyor; bekliyor, taşıyor, susuyor ama hiç eksilmiyor. Bir insanın birini yıllarca aynı yerden, aynı içtenlikle sevebilmesi beni gerçekten mahvetti. Her sahnesinde “Tamam, artık daha fazla sevemem.” dedim; sonra "iki gözüm" dedi ve yine bittim. •Ezra’nın Firuze’ye bakışında öyle sakin ama derin bir sevda vardı ki… Bazı karakterler vardır; sadece sevmez, sevdiği
Firuze 1 - Kehribar AteşiMehsa · Ephesus Yayınları · 202640 okunma
9/10
·576 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 23:14
•Bazı kitaplar vardır, daha ilk sayfalardan itibaren seni kendi atmosferinin içine çeker ve bir süre sonra sadece okumaz, yaşamaya başlarsın… Köprü Kralı benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Sayfaları çevirdikçe gerçek dünyadan uzaklaşıp tamamen o karmaşık, yoğun ve duyguların sürekli birbirine karıştığı atmosferin içinde buldum kendimi. Bir noktadan sonra kitabı okumuyordum resmen kitabın içinde yaşıyordum. •Son zamanlarda içine en çok kapıldığım kitaplardan biri olmasının yanında, bu kitap aynı zamanda M. Akyüz’ün kalemiyle tanıştığım ilk kitaptı. Ve dürüst olmak gerekirse böyle etkilenmeyi hiç beklemiyordum. Yazarın anlatımı o kadar akıcıydı ki sayfalar su gibi aktı. Ama sadece akıcılığı değil, karakterlerin hislerini okuyucuya geçirme şekli de aşırı güçlüydü. Bazı sahnelerde gerildim, bazı sahnelerde duygusal olarak tamamen çöktüm, bazı yerlerde ise karakterlerin yaşadığı karmaşayı birebir hissettim. •Pars Tuna gerçekten unutulacak bir karakter değil. Dışarıdan bakıldığında sert, mesafeli ve herkesin korkup geri çekileceği biri gibi duruyor ama satırlar ilerledikçe onun içindeki kırılmış tarafları görmek beni ona daha da bağladı. Özellikle sevdiği insanlara karşı gösterdiği korumacı tavır, her şeyi kendi içinde yaşamaya çalışması ve duygularını bastırma şekli karakteri çok gerçek hissettirdi bana. Onu okurken bazen aşırı sinirlendim, bazen “neden böylesin?” diye söylendim ama aynı zamanda hissettiği ve hissettirdiği şeyleri de görmezden gelemedim, napalım seviyoruz‍. •Miray ise hikâyenin duygusal tarafını inanılmaz güzel taşıyordu. Güçlü durmaya çalışırken içten içe yıpranan kadın karakterleri okumayı zaten çok seviyorum ama Miray’ın yaşadığı duygular bana gerçekten geçti. Özellikle bazı sahnelerde hissettiği çaresizlik, kırgınlık ve buna rağmen dimdik
Köprü KralıMerve Akyüz · Dokuz Yayınları · 202657 okunma
10/10
·560 syf.··
2026 26. kitabı
•Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda hikâye bitse bile hissettirdikleri sizinle kalmaya devam eder. 12’den Vurmak benim için tam olarak öyle bir kitaptı🩵. •Tommy’nin hayatının bir anda altüst oluşunu okumak gerçekten çok etkileyiciydi. Hayatını Amerikan futboluna adamış, geleceği herkes tarafından konuşulan birinin bir gecede her şeyden kopmak zorunda kalması… Öfkesini de çaresizliğini de çok gerçek hissettirdi bana. Güçlü durmaya çalışan bir karakterin içindeki kırgınlığı görmek bazı sahnelerde kalbimi ciddi anlamda burktu. •Mine ise uzun zamandır okuduğum en özel karakterlerden biriydi. Kendini görünmez olmaya alıştırmış bir kızın, yıllardır taşıdığı güvensizliklerle mücadele edişini okumak çok dokundu bana. İnsanların bakışlarından yorulmuş olması, sürekli kendini geri çekmesi ama buna rağmen içinde hâlâ sevgiye dair bir umut taşıması… Onu anlamamak mümkün değildi. •Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri de albinizmin ele alınış biçimiydi. Çoğu zaman insanların sadece “farklı” olduğu için uzak durduğu, yanlış baktığı ya da anlamaya çalışmadığı bir durumun bu kadar incelikli anlatılması çok kıymetliydi. Mine’nin yaşadıkları sadece onun hikâyesi gibi hissettirmedi; insanların bir bakışıyla bile başka birinin içinde nasıl yaralar bırakabildiğini düşündürdü bana. Bazı satırlarda sadece okumadım, gerçekten durup hissettim. •Tommy ve Mine’ın ilişkisi de tam sevdiğim gibiydi. Büyük laflardan çok küçük anlarla büyüyen, birbirini anlamaya çalışan iki insanın hikâyesiydi bu. Birbirlerine yaklaşırkenki çekingenlikleri, o yavaş yavaş oluşan bağ… O kadar doğal ve huzurluydu ki okurken istemsizce gülümsedim birçok yerde. •Ve şunu da söylemeden geçemeyeceğim… Yabancı yazarlarda görmeye alıştığımız o spor romantizmi atmosferini, bu kadar güçlü duygularla bir
12’den VurmakTuğçe Aksal · Parola Yayınları · 202616 okunma
5/10
·360 syf.··
2026 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 23:19
Güzel kurgu, zayıf anlatım, gereksiz sahneler ve sıkıcı bir son olduğunu düşünüyorum. Kitabın sonlarına doğru artık o kadar bunalmıştım ki bitirmek için cümlelerde sadece göz gezdiriyordum. Kitabı belki lisede okusaydım daha çok sevebilirdim ama yüzlerce kitap okuyan birine bu kitabı iyi diyerek pazarlayamazsınız. İlk yarısında sonralarda yaşanacaklara dair merakım kitaba olan ilgimi canlı tuttu ancak kısa sürdü. Ayrıca çok fazla ve gereksiz olduğunu düşündüğüm yetişkin sahneleri vardı ve hikayeye herhangi bir hizmette bulunduklarını düşünmüyorum. Kimseye önermeyeceğim zayıf bir kitaptı bence zaman kaybı.
Başka Dilde AşkMia Sheridan · Yabancı Yayınları · 20232,258 okunma