İki Ruhun Lanetli Dansı: Uğultulu Tepeler
Emil Brontë'nin 1847 yılında yazdığı unutulmaz eser sadece bir aşk hikayesi mi yoksa sonsuz bir intikam arzusu mu?
Uğultulu Tepeler'in ardına baktığınızda kendinizi sadece Yorkshire bozkırlarının sert rüzgarlarında değil, Catherine ve Heathcliff’in birbirini hem var eden hem de yok eden o yıkıcı tutkusunun tam ortasında buluyorsunuz.
Bu kitap, alışılagelmiş romantik romanların çok uzağında; sevginin, nefrete ve deliliğe dönüştüğü o ince çizgide gezinen bir başyapıt.
Heathcliff’in içindeki o bitmek bilmeyen öfke ve Catherine’in toplumsal beklentilerle kendi vahşi doğası arasındaki o meşhur çırpınışı...
Okurken bazen nefesim kesildi, bazen karakterlerin bencilliği karşısında sarsıldım. Ama Emily Brontë öyle bir atmosfer yaratmış ki, o rüzgarlı tepelerin soğuğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Eğer ruhunuza dokunacak, sizi rahatınızdan edecek ve bittiğinde bile zihninizde o uğultuyu devam ettirecek bir klasikle tanışmak isterseniz, bu kitap sizin için bir davetiyedir.
Sizce büyük bir aşk, ölümden ve hatta intikamdan daha güçlü olabilir mi? Yoksa bazı aşklar, sadece geride bıraktıkları yıkıntılarla mı hatırlanır? Siz kitabı okuya durun ve kalbiniz bitirdiğinizde size muhakkak bir cevap verecektir.