Tutunduğum zifir sonuna kadar yandı gittiğin gece.
Yedi tas su içtim bir divandan.
Kefenlenen sözler çıkardım başkasının risalesinden.
Sen başkasının ateşine gittiğin günden beri, bağdatlı ruhi gibi bağırdım her gece;
"künc-i mihnetde rakîbâ beni tenhâ sanma
yâr ger sende yatursa, elemi bende yatur"
### I.
olmadım!
dağların sabrına sığındığımdan beri
olduğum yok artık benim.
bulamadım, taş neden yüzünü döndü bana
ne söyleyecekti eğilip baktığım su
rüzgâra kapılmış sağrısı o atın
bana ne dileyecekti?
âh ki durmadım dünyada soluklanmak için.
koyun koyuna uyuduğumuz
tepedeki çimenlikten beri
çok vaadiyle dünyanın
çok gözler gelip geçti canımdan
ama
olmadım!
hepsi birdi sevgilim
nasılsa sonunda hepsi birdi.
### II.
filizkıran fırtınasıydı hayatım!
iyi hatırla!
kimin yüzüyle gelmiştin bana
bir begonvil, bir serçe, bir sabah ıslığı
kimin yüzüyle hayatım?
ayrıldığımızda kimdik
şimdi hangi gövdenin içindeyiz
küçük bir çıngırak çalarken sabahları..
bağışla!
bazı zamanlar unutuyorum
yola uzun bakmayı.
bazı şarkılardan geçmeyi örneğin:
tutunduğum zifir sonuna kadar yandı gittiğin gece
yedi tas su içtim bir divandan
kefenlenen sözler çıkardım başkasının risalesinden
yılan çeşmesinde rumî bir rivayetle yıkadım yüzümü.
tutunduğum zifir sonuna kadar yandı gittiğin gece
yedi tas su içtim bir divandan
kefenlenen sözler çıkardım başkasının risalesinden
yılan çeşmesinde yıkadım yüzümü.
“.. amma bu ilmi üstada mukarenetsiz [üstadla yakınlaşmadan] kemaliyle [mükemmelen] bilmek emr-i muhaldir [olacak iş değildir].” (Bir Onsekizinci Yüzyıl musiki risalesinden..)
Bir diğer risalede hemen hemen aynı sözler :
“Amma bu ilim üstada yakîn olmadıkça ve üstadından görülmedikçe kemaliyle bilinmek emr-i muhaldir.”
Ama sen uzaklardaydın ey kalbim
Uzaklardaydın sevdiğim uzaklardaydı
Ayın ve yıldızların çağlayarak
Berrak şelaleler yaparak
Coşku içinde aktığı
Bir yerlerdeydi
(Aşk Risalesi’nden)