8/10
·304 syf.··
2026 55. kitabı
Merhaba arkadaşlar sizlere güzel bir kitap yorumuyla geldim. . . Kadınlar hakkında bu kadar objektif yazan yazarları seviyorum. Aslında siyasi ve kültürel toplumun harmanlanmış hali bu kitap. Arkanya ile Paris arasında mekik dokuyan Onu Sevdiğim Zamanlar,aşka, barışa, yersiz yurtsuzluğa ve hatırlamanın acısına dokunaklı bir ağıt.Sesini sınırların olmadığı ve insanın insana merhem olduğu bir yerden yükseltiyor:Ey insan, neredesin? Romanları pek çok dile çevrilen, sinemaya uyarlanan, ödüller alan yazarımız edebi coğrafyasını Paris-Arkanya hattına taşıdığı, iç içe geçen iki hikâyeyle ilerleyen bu romanda insanları ayıran değil, ortaklaştıran yaraları; suskunluğu sınırsızlığa dönüştüren büyülü bir aşkı olağanüstü bir dille anlatıyor. Kısacası; sadece bir aşk romanı değil, aynı zamanda insanların ortak acılarını, geçmişle hesaplaşmasını ve umudu anlatan duygusal bir roman. Kitabin arkasında kod var okutup kitapla ilgili şarkıları dinleyebilirsiniz bu özelliği çok sevdim. . . #kitapalintıları ️Acı çektiğini göstermemek için kim bilir ne kadar acı çekiyor olmalısın.
Onu Sevdiğim ZamanlarKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,976 okunma
10/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2026 69. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:00
İnanılmaz, harika, olağanüstü… Olgunluk dönemi eserlerini çok seviyorum. Bu başka bir olay. Karlsbad’a ve aşka vedanın böyle coşkulu bir ağıt haline dönüşmesi… Yüksek bir tutkunun ürünü diyor Goethe, ruh hallerimingüncesi diye söylüyor şiiri için. Çok çok etkileneceksiniz.
Marienbad AğıdıJohann Wolfgang Von Goethe · Sözcükler · 2018109 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·512 syf.··
2026 52. kitabı
Selam Size @mehsa_’nın kaleme aldığı, Ephesus Yayınları’ndan çıkan #FiruzeKehribarAteşi ile geldim. Kitabı okurken Mardin’in o mistik dokusunu iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Hikâyenin içinde yer alan tılsımlar, efsaneler, ihanetler ve mucizeler sizi sayfaların arasına hapsedecek. Öyle anlar geliyor ki tüylerinizin diken diken olduğunu fark ediyorsunuz.Kitabin kapağı,ayraclari,karakter kartları kısaca her şeyi ile bir bütün olması muhteşem olduğu kadar bölüm başlarında ki beyitler okuma zevkini arttırıyor. Mehsa, erkek karakterlerini yazarken onların sevdiklerine olan bağlılığını ve sahipleniciliğini hafızalara kazımayı çok iyi biliyor. Sıraç Vuslat’ın “Benim güzel karım” sözünden sonra Ezra Saruhan’ın “İki gözüm, sabır taşım” hitabı da uzun yıllar akıllardan çıkmayacak gibi duruyor. Bu kitabı sadece okumuyorsunuz, resmen yaşıyorsunuz. Yazar bizi yalnızca hikâyenin geçtiği atmosfere götürmekle kalmıyor, olayların tam ortasına bırakıyor. Kitap bittiğinde kendinize “Ben neredeydim ve neler okudum böyle?” diye sorabilirsiniz. Gelelim kitabımıza... Mardin’in kadim topraklarında, yılların ve lanetlerin gölgesinde yeşeren bir aşkın hikâyesi... Hikâye öyle bir başlıyor ki... Yade Arjin, çok severek evlendiği eşinin üzerine kan davası yüzünden kuma getirilince meydanlarda ağıt yakarcasına haykırıyor: “Bir Koçak kızı bir daha Saruhan erkeğine yar olmasın.” Bu söz yıllarca sürecek bir lanete dönüşüyor. Ve bu, hikâyenin yalnızca başlangıcı... Firuze; ayaklarının üzerinde duran, gururlu, inatçı ve güzelliğiyle dikkat çeken bir kadın. Tek zaafı ise ailesi. Yıllarca ailesinin tüm yükünü omuzlarında taşımış, kendisinden nefret eden babasının bile açıklarını kapatmış. Öyle zamanlar olmuş ki ailesini korumak uğruna sevdiği adama ihanet etmiş, hatta katil olmaktan bile çekinmemiş.
2026 Okuma Raporları
Firuze 1 - Kehribar AteşiMehsa · Ephesus Yayınları · 202654 okunma
Şems'in Gidişine, Zamanın Ötesinden Bir Ağıt
9/10
·336 syf.··
2026 53. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 15:08
"Herkesin kolayca tükettiği bu çağda, bin yıl öncesinden gelen bir sadakat çığlığına kulak verdim..."Mevlana’nın zamana meydan okuyan eseri Etme, sadece kelimelerden ibaret bir şiir kitabı değil; insan ruhunun derinliklerine, sadakate ve ilahi aşka dair yapılmış en içten yakarışlardan biridir. Bir okur olarak bu kitabı elime aldığımda, sayfaların arasında kaybolmaktan ziyade, kendi iç dünyamın kuytularında bir yolculuğa çıktığımı hissettim. “Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme...” diye başlayan o ilk cümle bile insanı olduğu yere çivileyen cinsten bir ağırlığa sahip.Kitap, Mevlana'nın ruh ikizi, hocası ve adeta canından bir parça olarak gördüğü Şems-i Tebrizi’nin Konya’dan ayrılışı üzerine döktüğü o derin sitemi ve özlemi merkezine alıyor. Benim bu eserde en çok hissettiğim duygu, saf ve karşılıksız bir bağlılık oldu. Günümüz dünyasında her şeyin bu kadar hızlı tüketildiği, dostlukların ve sevgilerin pamuk ipliğine bağlı olduğu bir dönemde, bu kitabı okumak bana çölde su bulmuş gibi hissettirdi. Yazar, ayrılığın getirdiği o amansız sızıyı öyle bir anlatmış ki, bin küsur yıl öncesinden gelen bu ses bugün hala insanın kalbine dokunabiliyor.Üstelik kitapta kullanılan dil insanı yormayan ama içine çeken tasavvufi bir derinliğe sahip; çevirinin o naif ruhu korumuş olması da okuma keyfini iki katına çıkarıyor. Okurken kendime sık sık "Ben hayatımda birini, bir değeri ya da bir inancı bu denli saf bir bağlılıkla sevebildim mi?" diye sordum. Bu yüzden eseri sadece edebi bir metin olarak okursanız eksik kalır; bu aslında ruhun olgunlaşma çabası, terk edilme korkusu ve nihayetinde ilahi olanı arayış hikayesidir. Eğer hayatın koşturmacasından, samimiyetsiz ilişkilerden ve derinliği olmayan sözlerden sıkıldıysanız, bu kitaba mutlaka bir şans verin. Sayfaları kapatıp kitabı
Şiir
EtmeMevlana Celaleddin-i Rumi · Kapra Yayıncılık · 202552 okunma
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 21:50
“Geceyi Açan Çiçekler”, daha ilk satırdan insanı içine çeken, geçmişle bugünü aynı acının etrafında buluşturan çok katmanlı bir hikâye sunuyor. İstanbul’un Vefa semtindeki o uğursuz konak… duvarlarına sinmiş sırlar, suskunluklar ve yarım kalmış hayatlarla adeta yaşayan bir karakter gibi. Halide’nin konağa hapsolmuşluğu sadece fiziksel değil; onun hikâyesi, sevilmemişliğin, yalnız bırakılmışlığın ve geçmişin yüküyle ezilmiş bir ruhun hikâyesi. Kardeşleriyle birlikte o son gecede yüzleşmek zorunda kaldıkları gerçekler ise sadece bir ailenin değil, yılların biriktirdiği karanlığın açığa çıkışı. Ve bir yanda Derviş Ali… Osmanlı zindanlarında sıkışıp kalmış, umudu bir insana ve bir aşka bağlı bir adam. Halide ile Derviş’in yüzyılları aşan o ince bağla buluşturulması gerçekten etkileyici bir detay. Hikâye burada sıradanlıktan çıkıp, kaderin ve zamanın iç içe geçtiği derin bir anlatıya dönüşüyor. Kitap boyunca hissedilen o “gece” duygusu, aslında anlatılan her hikâyenin bir ağıt gibi içimize işlemesine neden oluyor. Çünkü gerçekten de bazı hikâyeler yalnızca gecede anlatılır… ve bazı acılar ancak karanlıkta görünür olur. Sonu ise uzun zamandır okuduğum en etkileyici finallerden biriydi. Halide ve Derviş’in o yaralı ruhlarının buluşması, insana hem hüzün hem de tuhaf bir huzur bırakıyor. Kısacası bu kitap; yarım kalmış hayatların, suskunlukların ve zamana direnen duyguların hikâyesi. Okuyup bitirdiğinizde değil, içinizde taşımaya başladığınızda etkisini asıl hissettiren türden…
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,3bin okunma
9/10
··
Beğendi
Okuyucuyu vicdanla yüzleştiren, kolay unutulmayan bir ağıt... özellikle kadınların ve çocukların zulme maruz kaldıkları,savaşın yalnızca cephede değil; evlerde, bedenlerde ve ruhlarda açtığı derin yaraları anlatan, son zamanlarda var olan savaşlarda aynı durumun yaşanıyor olması bu okumayı benim için oldukça zorlaştırdı. Yürek yangını... *“Savaş, insanın bedeninden önce ruhunu yaralar.”* Savaş kadınların bedenine yalnızca şiddeti değil, suskunluğu da kazır. Konuşamadıkları her acı, geceleri biraz daha büyür. Utanç onlara aitmiş gibi öğretilir; oysa suç, onları parçalayan karanlıktadır. Kadınlar hayatta kalır ama içlerinde, dokunulamayan bir yer sonsuza dek yaralı kalır... İşte bu yarayla yaşamaya çalışan sembolik karakterimiz Suada ilk okumaya başlayınca ne güzel bir hayatı vardı, konservatuar öğrencisiydiler o ve Tarık ne güzel aşkları vardı, bu aşka yelken açmışlardı Saraybosna sokaklarında. Bu sokaklarda , Müslüman Boşnakların camileri , Katolik Hırvatların katedralleri, Ortodoks Sırpların kiliseleri, neredeyse iç içe geçmişti. Taki savaş kapıya dayanana dek. Sırplar ve Hırvatlar arasında çıkan savaş ve arada yok olacak olan Boşnak Müslümanlar. Bu savaşta esir düşen kadınların yaşadıkları içler acısı...Suada, savaşın ve erkek egemen şiddetin ortasında kalan bir kadının simgesi. O sadece tek bir karakter değil; sesi bastırılan, acısı görünmeyen, yaşadıkları yok sayılan binlerce kadının ortak yüzü. Ve bu iğrenç savaş ve sonrası,Suada, zayıf bir karakter gibi görünse de “zayıf” değil; hayatta kalmak zorunda olan bir kadın olarak verdi yaşam mücadelesini. Ve onu o sonda görmek beni çok mutlu etti... “Sessizlik, korkunun en yüksek sesidir.” Savaş bitse bile, kadınların savaşı çoğu zaman bitmez. Kırılgan ama dirençli, Sessiz ama güçlü, Yaralı ama umutlu bir kadın; Savaşta
İncir KuşlarıSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 202433,4bin okunma