Enver Paşa, Türkmenistan’da bulunduğu günlerde Naciye Sultan’a yüzlerce mektup yazmıştı: “Ah! Naciye beni unutma, sev ve sadık kal. Düşün ki yalnız seni düşünen ve dünyayı yalnız seninle güzel görecek birisi uzaklarda senden sadakat ve muhabbet dileniyor... Naciye, beni seviyor musun? Bana sadık mısın?" Napoleon Bonaparte, İtalya Seferi sırasında Josephine’e yazdığı bir mektubunda şöyle diyor: "...Beni seviyor olsaydın günde iki mektup yazardın ancak bunun yerine senden sadece dört günde bir mektup alıyorum... Hoşça kal Josephine! Alt edemeyeceğim zebanim..." - Kat'î bir şekilde söylenebilir ki tutkulu askerlerin aşkları da tutkulu oluyor. Napoleon’un “günde iki mektup” beklentisi, Enver’in “beni seviyor musun? Bana sadık mısın?” soruları, yüz binlerce askerden oluşan devasa orduları komuta ettiklerine inanmayı güçleştiriyor ama aslında bu mektuplar, hem onların insani yönlerini ortaya koyuyor hem de savaş meydanlarında sayısız askerin hayatından sorumlu olan adamların bile aşkta tek bir kadının onayına muhtaç oldukları gerçeğini gözler önüne seriyor.
TARİHİN EN BÜYÜK GİZEMLERİNDEN BİRİ: 50 BİN ASKER NASIL YOK OLDU? M.Ö. 525 yılında Pers İmparatoru II. Kambises, antik dünyanın en güçlü ordularından birini Mısır’ın uçsuz bucaksız batı çöllerine gönderdi. Rivayete göre ordunun görevi, Siwa Vahası yakınlarında bulunan ve büyük saygı gören gizemli bir kahinler tapınağını yok etmekti. Yaklaşık 50 bin askerden oluşan devasa birlik günlerce kavurucu sıcakların altında ilerledi. Ancak daha sonra tarihin en esrarengiz olaylarından biri yaşandı. Ordu adeta yeryüzünden silindi. Ne geri dönen bir asker oldu, ne bir savaşın izi bulundu, ne de kayboluşlarını açıklayacak güvenilir bir kayıt ortaya çıktı. Antik tarihçi Herodot’a göre askerler çölde ilerlerken korkunç bir kum fırtınasına yakalandı ve dev dalgalar gibi yükselen kumlar bütün orduyu yuttu. Bu hikaye yüzyıllar boyunca yalnızca bir efsane olarak görüldü. Fakat modern çağda yapılan araştırmalar gizemi yeniden alevlendirdi. Mısır’ın batı çöllerinde çeşitli insan kemikleri, bronz silah parçaları, ok uçları ve askeri teçhizat kalıntıları bulundu. Bazı araştırmacılar bunların kayıp Pers ordusuna ait olabileceğini öne sürerken, diğer uzmanlar kesin kanıtların hala yetersiz olduğunu söylüyor. Üstelik son yıllarda ortaya atılan teoriler yalnızca kum fırtınasıyla sınırlı değil. Bazı tarihçiler ordunun çölde yolunu kaybederek susuzluk ve açlıktan yok olduğunu düşünürken, bazıları ise yerel Mısır güçleri tarafından pusuya düşürülmüş olabileceklerini savunuyor. Hatta kimi araştırmacılar Herodot’un anlattığı olayın tamamen propaganda amacıyla abartılmış olabileceğini bile öne sürüyor. Bugün, aradan yaklaşık 2.500 yıl geçmiş olmasına rağmen Pers ordusunun başına gerçekte ne geldiği hala kesin olarak bilinmiyor. Gerçekten devasa bir kum fırtınası mı 50 bin insanı tarihten
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Batuhan ergin
21 yaşındaydı. 15 temmuz gecesi arkadaşları ile otururken, "darbe oldu, vatan elden gidiyor" dediklerinde, arkadaşlarıyla beraber boğaz köprüsüne koştu... Köprünün girişinde bir fotoğraf çekti, üzerine "eve erzak almaya değil devletimize sahip çıkmaya geldik" notu ile sosyal medya'dan paylaştı... Bu onun son fotoğrafı, son paylaşımı oldu. Ailesi bir daha onu göremeyecekti. Köprünün en önünde Türkiye'yi işgal etmek isteyen Amerika'nın uşağı darbecilere karşı yürürken, onu tek kurşunla kalbinden vurdular, şehit düştüğünde elinde Türk bayrağı vardı, elimdeki bayrak Batuhan'ın kanıyla boyandı... Askerden geleli 2 ay olmuştu, askerdeyken annesine bir resim çizer yollar ve tevafuk resimde bir köprüyü çizmiştir. Ve köprüde vatan için şehit düşer, çok sevipte almak istediği motorsikleti o gün almış ve doyasıya binmek nasip olmaz... Babası artık tek isteğim bir an önce ölüpte ona kavuşmak der... Medya batuhan için günlerce yayınlar yapmadı, onun için Taksim'de yürüyüşler ve anma etkinlikleri yapmadılar. Çünkü bu ülke'de vatanı için şehit düşenler değil, askere polise taş atarken ölenler kahraman ilan edilir... Ne yiğitler geçti bu dünyadan.
Sevim ana ve filistinlilerin bayramı Balkaya gözyaşın döker Bir köşede boynun büker Kader deyip deyip çeker Anam hakkın helal eyle Zahide Sevim BALKAYA Yine Kurban bayramının arifesiydi Sevim bacı evladının askerden dönüşünü beklerken oğlu hakan Anam hakkını helal eyle operasyon sebebi ile bayram günü gelemiyeceğim dedi Sevim Ana ne boyun büktü nede ağladı Türk savunması ve Türk askeri 2026 yılının Kurban ayındada dış görevler iç operasyonlar derken operasyonlarına hız kesmeden devam ediyordu umulurki kurtuluşa ererlerdi Zahide evin küçük kızıydı anam dedi hafızlık eğitimi alıyordu Kuraan ayetlerini okuyarak ne güzel bir nasibimiz ne güzel bir rızkımız var her şey takdiri ilahinin emri ile seyran eder diyip Kuraan tilavetini bitirdi bu yıl ilk uçuşlarını gerçekleştiren savaş uçağı Kaan pilot yüzbaşımız Hakan konuroğluna teslim edilmişti ve Türk askeri bu bayramda şehit vermeyecek gazeteler şehitlerimiz var diye yazmayacaktı yüzbaşı konuroğlunun görev yeri filistin gazzeydi Türk ordusu taarruz emri almış kaan savaş uçağı özgün motoru ile bir ebabil kuşu olmuş israil üzerine bayramda evladını öpüp koklayamayan anneler anne kokusu duyamadan kundakta katledilen bebekler adına bomba yağdırmaya başlamıştı ve ilk atışı hep iyilik ve güzellikleri gören saadet sahibi filistinliler adına Allahın hidayeti ile Hakan yüzbaşı yapmıştı işte bu bayramdı Barboros paşanın emaneti ve tövbesi Hayat, hepimizin kendi ipliğini eğirdiği sessiz bir tezgâh. Kimi zaman o ipliklere öyle sıkı sarılıyoruz ki yanı başımızda aynı kumaşı dokuyan diğer elleri fark edemiyoruz.  Linares Zamanın Sessiz Tezgâhı Barbaros Hayreddin Paşa kurban bayramı ilk gününde paşalar lalalar bülbül ağızlı gül kokulular diyip kurban eti ulaşmayan gözyaşı ile yıkanan topraklara kudretli osmanlı sancağı ile sefere
Kurban Bayramı
Tarihçilik; devletin tarihçiliği ve halkın tarihçiliği olarak ikiye ayrılır. Birincisi resmi belgelere, ikincisi otobiyografilere dayanır. Devletin Tarihçiliği (dikey): Resmi belgelere, fermanlara, sicillere, diplomatik yazışmalara ve devlet arşivlerine dayanır. Yapısal, kurumsal ve makro düzeyde muazzam bir veri sunar. Devlet mekanizmasının işleyişini, yasaları, vergi sistemlerini ve büyük kitlesel hareketleri burası olmadan anlamak imkansızdır. Tamamen iktidarın diliyle konuşur. Resmi belgelerde sıradan insan sadece bir sayıdan, vergi mükellefinden, askerden ya da bir "suçludan" ibarettir; onun sesi duyulmaz. En önemlisi, devletler kendi başarısızlıklarını, zulümlerini veya iç krizlerini arşiv metinlerinde meşrulaştırarak ya da tamamen gizleyerek aktarma eğilimindedir. Halkın Tarihçiliği (yatay): Otobiyografilere, günlüklere, mektuplara, mecmualara ve kişisel hatıratlara (modern literatürdeki adıyla ego-dokümanlara) dayanır. Resmi tarihin soğuk ve bürokratik rakamlarına et ve kemik kazandırır. Bir kıtlık dönemini devletin vergi dökümünden okumak ile o sırada evinde çocuklarına yiyecek bulamayan bir babanın günlüğünden okumak bambaşkadır. Bize dönemin zihniyet dünyasını, korkularını, inançlarını ve gerçek insan deneyimini verir. Tamamen özneldir. İnsan hafızası kusurludur; hatırlar, unutur, abartır. En dürüst görünen otobiyografi yazarı bile kendini temize çıkarma, olayları kendi lehine kurgulama veya dönemin getirdiği baskılardan dolayı bazı şeyleri sansürleme refleksi taşır. Hakiki bir tarihsel hassasiyet, bu iki kaynağın birbiriyle çarpıştığı, çeliştiği gri alanda ortaya çıkar. Devletin "huzur ve asayiş sağlandı" dediği bir fermanın yanına, o sırada o sokaktan geçen bir esnafın günlüğündeki feryadı koyabildiğimizde, geçmişi tüm çıplaklığıyla görebiliriz.
1000Kitap
20 Cennet 20 şehadet kuşu Hani rabbiniz, ‘Eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir!’ diye bildirmişti İbrâhîm Suresi 7-8. Ayet Tarihlerden 12 Kasım 2025 ti bu tarihi unutma Hava Pilot Binbaşı Serdar Uslu abdestini almış biriket cüzlerini vakit bitmeden ömür sermayesi tükenmeden bitirme telaşına düşmüştü içinde sevdiklerine kavuşma telaşı vardı birazdan Azerbaycan Türkiyeye gelmekte olan Lockheed C-130 askeri kargo uçağı şükredenleri nimetlerle dolu bir diyara götürecekti hava pilot binbaşı Nihat İlgen serdar binbaşım dedi birazdan Türkiyeye ulaşacaz Azerbaycandan heybemize doldurduğumuz selam ve dua azığını gardaşlarımız ve topraklarımıza ulaştırıp hatimleri tamama erdireceğiz dedi Lockheed C-130 Hercules bir taktik nakliye uçağı idi Türk Silahlı Kuvvetlerinde önemli operasyonlarda başrollerde yer almış silah ve mühimmat sevkiyatında türk lojistiğine önemli katkılarda bulunmuştu 20 personelin içinde olduğu bu gökyüzü şahinine askerler ebabil kuşu operasyon timine ise şehadet kuşları ismini vermişlerdi içinde birazdan gerçekleşecek kavuşmanın sevincini taşıyan 20 askerden Pilot Yarbay Gökhan Korkmaz Rabbimiz şükredenlere daha çok nimet vereceğim buyuruyor dedi ve kargo uçağının kaybolduğu saatlerde Tsk Azerbaycandan selam getiren 20 cennet ve şehadet kuşunun ismini açıklıyordu Muhsin Başkan ve Sinan Ateş Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum. Peyami Safa Koca Reis Muhsin başkan ilk önce anne evine uğradı sonrada arkasında tadılacak lezzetler okunulacak kitaplarını masaya bırakarak belki bir daha görüşememe korkusu ile sevdiklerinde biriken yılların helalliğini almak için
Edebiyat