Arka arkaya ne güzel tarihi kurgular denk geldi diye düşünürken asıl bombanın bu kitap olması.
Yaralı, kusurlu, münzevi erkek karakterleri okumayı seviyorum. Bu yüzden kitabın arka kapak yazısını görür görmez başladım. Konu muhteşem, espriler harika, karakterler aşırı iyi ve o tutku... Bitirdi beni be!
Savaşta yüzü ve vücudu yanan, tanınmaz hale gelen Ashbury Dükü nişanlısı tarafından terk edilmiştir. Kendine bir varis isteyen Ashbury bu iğrenç adamla aynı yatağa girecek bir Düşes ararken kapısını çalan çok bilmiş, nüktedan, çarpıcı güzellikteki terziye reddemeyeceği bir teklif sunar. Fakat kadın onu reddedince peşine düşer. Emma bu ısrarcı adamın garip teklifini düşünürken diğer yandan adamdan etkilenmeye başladığını fark eder. Aralarında yaptıkları anlaşmayla evlenen Emma ve Ash bütün anlaşma şartlarını birer birer bozarlar. Ash sevilemeyecek kadar kusurlu olduğunu düşünürken, Emma bu soğuk adama çoktan aşık olmuştur.
"Bu gece," dedi Ash, "bir mücevher gibi parlayacaksın. Bir yakut gibi. Olağanüstü bir yakut gibi." Başını eğdi. "Sanırım dünyanın en büyük yakutu olacaksın. Kolları olan... bir yakut."
"Bu bir iltifat mı?"
Sertçe iç çekti. "Baştan başlayayım. Sen bir düşessin. Güzelsin. Herkes bunu bilmeli."