"Hep bu kadar imkânsız olmak zorunda mısın?"
"Bilmiyorum. Her zaman bir pislik gibi davranmak zorunda mısın?"
"Rol yapmıyorum."
"Iris?"
Bu sefer arkamı dönüp cama sırtımı yasladım. "Evet?"
"Beni bir daha terk etmeye kalkarsan seni buna pişman ederim."
"Bu bir tehdit mi?"
"Söz."
"Seni nasıl istersen öyle alacağım," dedi.
Ayak parmakları taşların üzerinde kıvrıldı, saçlarından sular damlıyordu. "Ya ben seni almak götürmek istersem?"
Cassian, onun kulağına doğru gülümsedi. "O zaman beni unutulmaya götürmen için sana yalvarırım."
"Sana dokunan her adamı öldürürüm,"
"Buna hakkın yok," diye tısladım. "Ben senin değilim."
Çenesindeki kaslar atmaya başladı. "İşte burada yanılıyorsun. Sıçıp batırdım. Hem de çok fena. Ama bir gün affını kazanacağım ve sen benimsin. Sonsuza dek. Birbirimizden ne kadar uzakta veya ne kadar süre ayrı olursak olalım."