Ben bazen açık denizlerde güvertenin bir köşesine sıkışakalmış bir taş parçası bulurdum da, o taşı üç-dört bin kulaç derinliğindeki denize atarken, karanlığa yavaş yavaş gömülen taşa bakarak, “Bu artık oradan hiç çıkmaz” derdim. Ayşe’nin o gün söylediklerini ve o günkü halini unuttum. Nitekim ki deniz de bağrına atılan taşı unutur ama o taş yine oradadır ve oradan bir daha çıkmaz.
“Kahvaltı hazırlığının doğal tıngırtı, fokurtu ve çıtırtılarına eşlik eden kızarmış ekmek kokusunun huzurlu bir sabahı garanti edeceğini düşünürdüm hep…”
İçimi sızlatan bu sevgisinin iliklerime kadar işlediğini hatırlıyorum. İnsanın iliğini donduran, yüreğini daraltan… O zaman anladım… Sevginin ne korkunç bir ıstırap olduğunu.