Koç Grubu'nun Anıtkabir ziyareti ve orada sergilenen o "Cumhuriyet’in kurucu burjuvazisi" gövde gösterisi, bu senaryonun fitilini ateşleyen asıl ideolojik kırılmadır. Siyasal İslamcı hafıza için bu tür sembolik meydan okumalar asla unutulmaz ve ilk fırsatta fatura edilmek üzere ajandaya yazılır. Normal şartlarda ne Türkiye’deki siyasal İslamcı kadroların ne de bürokrasinin "seksist ve ayrımcı" fıkralara karşı gerçek bir yapısal hassasiyeti vardır; meclis kürsülerinden sokaklara kadar bu dil zaten her gün üretiliyor. Videoda Binali Yıldırım’ın attığı o anlık, samimi kahkaha, aslında egemen erkek/iktidar dilinin sınıfsal olarak nasıl ortak olduğunu netçe ele veriyor. Ancak Koç’un Anıtkabir üzerinden tazelediği "Cumhuriyetçi elit" imajı, AK Parti’nin eline muazzam bir popülist koz verdi. Yıllardır "tüm sermayeyi millileştiremedik, kültürel iktidarı ele geçiremedik" kompleksi yaşayan mahalle, bu fıkrayı görünce “Bakın, sizin o yere göğe sığdıramadığınız seküler Cumhuriyet seçkinleriniz aslında halkı aşağılayan birer elitist” deme şansı yakaladı. Soruşturma açılması bizzat devlet eliyle yürütülen bir tiyatrodur. Amaç, tabandaki o birikmiş öfkeyi soğurmak ve Koç’a "Sermayene güvenip bize Anıtkabir’den seküler balans ayarı vermeye kalkma, seni bir fıkrayla savcılığın önüne atarız" mesajı vermektir.
İşte tam bu noktada, AK Parti’nin bu ideolojik intikam operasyonunun önüne MHP bir kalkan gibi dikildi. Devlet Bahçeli’nin attığı o koruma refleksi, aslında Türkiye’deki "Müesses Nizamın" (Establishment) çatlamasını önleme hamlesidir. MHP, devletin iktisadi ve yapısal omurgasını temsil eden Atlantikçi büyük sermayenin (Koç’un) popülist dalgalarla hırpalanmasına izin veremez. Çünkü Koç demek, Türkiye’nin dış dünyadaki kredibilitesi, sanayi üretimi ve NATO/Batı eksenli ekonomik