“ İnsan değerli bir dostunu kaybettiğinde etrafına şöyle bir baksa, pek çok dost bulur. Sabreder, teselli bulur. Malı kaybolsa biraz düşündüğünde mal kazandıracak gayreti kendisinde bulur. Kaybettiğini geri kazanır, olanları unutur ve bir daha da düşünmez. Ancak insan gönül huzurunu kaybederse onu nerede bulabilir, bu durumu nasıl telafi edebilir..?”
“ Şu üçünü bilmeniz hayatınızı anlamlı hale getirir. Eğer gelecek hayallerinizi, hayat amacınızı ve değerlerinizi bilmiyorsanız; sıradan, doyumsuz bir hayatı sürdürürsünüz.”
”Ama böyle hızla gelen bir ün, böyle boş bir kafayı nasıl sersemletmez ki?” diye bağladı sözü. ”Yirmi bir yaşındaki Banatlı bir köylü çocuğu, birdenbire bir tahta üzerinde birkaç taşı oynatmakla, bütün köyünün odun keserek ve en ağır işleri yaparak bir yılda kazandığından daha fazlasını bir haftada kazanırsa, kendini beğenmişlik hastalığına nasıl kapılmaz? İşte o zaman bir Rembrandt, bir Beethoven, bir Dante, bir Napoleon hakkında en ufak fikri olmayan birinin, kendini büyük bir insan sanması aslında o kadar kolaydır ki. Bu çocuk duvarlarla çevrilmiş beyninin içinde yalnızca tek bir şeyi biliyor, aylardır tek bir satranç oyununu kaybetmediğini; ve dünyamızda satranç ve para dışında başka değerler de bulunduğundan haberi olmamasından ötürü, kendisinden etkilenmesi için her türlü nedeni var.”