Ayrılırken, hemen o gün gelip kendisini görebilmek için iznini istedim. Bu isteğimi kabul ettiği için daha sonra tekrar gelip onu gördüm. O günden beridir güneşi, ayı ve yıldızları kendi hâllerine bıraktım. Çünkü benim için ne gece ne de gündüz ayrımı kaldı. Tüm evren etrafımdan silindi ve sadece o kaldı.
Tamam, diyelim ki çocukların her yaptığı, eğitimcilerin sıkça belirttikleri gibi düşüncesizce olsun. Fakat belli bir olgunluğa varmış insanların da birer koca bebekten hiç farkı olmasın; onlar da şu dünyada sendeleye tökezleye, nereden geldiklerini ve nereye gideceklerini bilmeden emekleyip dursunlar; onların da belli idealleri olmasın ve onlar da bisküvilerle böreklerle avutulsun ve baskıyla yola getirilsinler... Olacak şey mi? Buna kimse inanmaz; fakat bence bundan daha anlaşılır, daha doğru bir şey bulunamaz.
Susuzluktan ölen biçare gibiyim. Bir pınar yanındayım, karşımda berrak ve serin bir su akıyor... Fakat kendi ihtiyarımla dudaklarımı değdireceğim dakikayı geciktiriyorum, yoksa ayrılığın acısını mı hatırlıyorum, onu ne kadar geç görürsem o kadar geç mi ayrılacağımı zannediyorum?
Jülide'yi göreceğim sabahlar ne şen, ne iyi insan oluyordum. Bazen hava fena oluyor. Ben sokaklarda dolaşırken yavaş yavaş yağmur yağıyor... Ne ehemmiyeti var? Bahar ve güneş bugun benim kalbimin içinde gizli.