Ne bileyim enişte... İnsanda böyle hisleri zaaf addediyorlar... Bir sevgimizi, nazik hissimizi anlamadıklarını hatta onunla eğlendiklerini görmektense onu içimize gizlemek daha iyi...
Küçükken bana bir masal söylemişlerdi: Bir köyde veremden bir kız ölmüş... Tabutunu kapayacakları zaman kapalı kirpikleri arasında hafif bir pırıltı, dudaklarında tebessüme benzer bir raşe görmüşler... Evin içi birbirine girmiş... Cenazeyi almaya gelen cemaatin içinde ihtiyar bir derviş varmış... "Akşam oluyor, kafileyi beyhude yolundan alıkoymayalım" demiş, çocuk ölmüştür.
Gözündeki ışık ile dudağındaki hande "ümit"ten başka bir şey değildir. İnsan ölür; ruh bedenden ayrılır. Ümit denen lahuti şule bir müddet devam ve sebat gösterir... Geceleri mezarların üstünde yanıp sönen o ışıklar, dağılmış vücutlardan ayrılan ümit ışıklarıdır.
Tanıdıklarımız, sevdiklerimiz vardır ki ayrı bulunduğumuz zamanlarda sık sık düşünürüz; iftirâkın sevgimizi büyüttüğünü duyarız. İlk görüşeceğimiz gün içinde nadide tahassüsler hayal ederiz. Fakat vaktâ ki kavuşma zamanı gelir. Onlar yabancı bir tavır ile, lakayt bir bakışla bizi karşılarlar. Anlarsınız ki sizi onlara yaklaştıran firkat, onları sizden uzaklaştırmıştır. Şimdi ayrı bulunduğunuz zamanlardan çok daha birbirinize uzaksınız.