Bu kitabı okurken bana en çok iyi gelen şey, acele etmeden düşünmeye davet edilmemdi. Ömer Tuğrul İnançer, “dinlemek” kavramını sadece kulakla değil, kalple ve edep ile dinlemek olarak ele alıyor. Okudukça, aslında ne kadar az dinlediğimi ve ne kadar çok konuştuğumu fark ettim.
Kitap bana, insanı yoran şeyin hayatın kendisi değil; telaş, ego ve sürekli haklı olma çabası olduğunu hissettirdi. İnançer’in dili yer yer sert ama samimi; nasihat verirken yukarıdan konuşmuyor, aksine beni kendimle yüzleştiriyor.
Bu eser, bana susmanın da bir ibadet, dinlemenin ise bir olgunluk hali olduğunu öğretti. Bitirdiğimde zihnimden çok kalbimin dinlendiğini fark ettim.
Bazen insan kendini yükselmiş veya yükseltilmiş olarak görebilir. Aman ha! Aldanmaya gelmez. Onun için şu söze kulak kesilelim: “Zirvelerde kartallara da rastlarsın, yılana da. Biri sürünerek çıkmıştır, biri uçarak.”