• 576 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Yıllar önce lisedeki felsefe öğretmenimin tavsiye ettiği ancak okuma fırsatını yeni bulabildiğim bir felsefe kitabı. Okumak için geç mi kaldım? Elbette hayır ama okuduktan sonra keşke daha önce okumuş olsaydım çok dedim tabi ki. Kitap o kadar etkileyici ki bence her okuyan kendine dair bir şeyler bulabilir kitapta. Aslında bir bakıma felsefe kitabı demek de yanlış bu kitap için. Çünkü ne yazık ki felsefe deyice çoğu insanın aklına anlaşılmaz, salt bilgi ve kavramsal şeylerden oluşan kafa karıştırıcı tanımlar düşünceler geliyor. Bu kitap işte tam olarak böyle bir görüşün ne kadar yanlış olduğunu ispatlıyor bize.
    Kitabın konusundan kısaca bahsetmek istiyorum; Bir gün Sofie diye bir kızın bilinmeyen bir kişi tarafından posta kutusuna mektuplar gelmesiyle başlar kitap. Sofie kendisine gönderilen bu esrarengiz mektupları okudukça kendini bir felsefe kursu içerisinde bulur. Alberto adında bir felsefe öğretmeninden gelen bu mektuplar ilk filozoflardan günümüze kadar bütün önemli filozofları ve felsefe akımları hakkında 14 yaşındaki birinin dahi anlayabileceği şekilde (böyle söylememin sebebi malum artık ancak bu yaşlarda tanışabiliyoruz felsefeyle, ona da tanışmak denirse tabi.) bilgi vermektedir.
    Evet buraya kadar her şeyin diğer felsefeye giriş kitaplarındaki gibi düşünebilirsiniz. Ama inanın birçok felsefeye giriş kitabı okudum ve bu kitabı diğerlerinden ayıran o kadar çok şey var ki… Hepsini burada anlatmayacağım elbette ancak fikir edinmeniz açısından sizinle etkilendiğim birkaç konuyu paylaşmak istiyorum.. 
    Öncelikle dediğim gibi kitap felsefe kitabı olmasının yanı sıra heyecanlı bir roman da aslında. Çünkü yazar felsefe tarihini anlatmanın yanında Sofie’nin hikayesini de anlatıyor bizlere. Gelen her mektupta şaşıran ve ardından esrarengiz olaylara karışan Sofie, bir yandan felsefe hocasının kim olduğunu bulmaya çalışırken bir yandan Hilde adında bir kızın babasından gelen kartpostalların gizemini çözmeye çalışıyor. Esrarengiz olaylar diyorum çünkü gelen mektuplar ve kartpostalların ardından yaşadığı olayların birbiriyle bu kadar bağlantılı olması kitabın roman yerine artık yavaş yavaş masala kaydığını düşündürtmüyor değil insana. Ta ki kitabın ortalarında şok edici bir gerçeklikle karşılaşıncaya dek. O noktadan sonra her şey o kadar anlamlı geliyor ki kendinizi bir anda kitabın içinde buluyorsunuz. Ben kitaba başlamadan önce hiç spoiler yemediğim için dediğim yere kadar hiç anlayamamıştım neler döndüğünü. Sizin de bu zevkten mahrum kalmamanız için fazla detaya inmiyorum ama dediğim gibi kitabın içinde diğer felsefeye giriş kitaplarından çok daha ilgi çekici şeyler bulabileceğinize eminim.
    Kitapta beğendiğim bir diğer nokta Alberto’nun felsefeyi kronolojik bir şekilde anlatırken bir yandan da akımlar ve filozoflar arasında bağlantı kurması oldu. Bir filozofun bir konu hakkındaki görüşünü anlatırken daha önce anlattığı filozofların bu konudaki görüşlerine de atıfta bulunuyor, bu da anlatılanları akılda tutup görüşler arası karşılaştırma yapabilmek için mükemmel bir fırsat veriyor size. Örneğin Descartes de Kant da insanın ölümsüz bir ruhunun bulunduğu, Tanrının var olduğu ve insanın özgür iradeye sahip olduğu görüşlerinde hemfikir olduklarını anlatırken Descartes’in tersine Kant’ın bu noktaya aklıyla değil inançla vardığını vurgulamıştır kitap. Böyle daha birçok mukayese ile felsefeyi en anlaşılır ve kalıcı şekilde öğrenip kendi felsefenizi oluşturabilmeniz için eşi bulunmaz bir kitap diyebiliri.
    M.ö tartışılan ilk felsefe akımlarından Sokrates, Descartes, Kant, hatta çağımıza kadar taşan bu kitabın felsefe meraklısı olun ya da olmayın size çok şey katacağını düşünüyorum. Keyifli okumalar 