“Ama nehir ben değilim,” dedi, bir an bu söylediği kaşlarımın çatılmasına neden oldu. “Nehir sensin. Bu nehir kadar temiz olan sensin, sen suyun en saf halisin. Bense sadece sıradan bir adamım. Çamurlu ayaklarımla önünde durmuşum, saf suyunu izliyorum, bir adım atsam biliyorum ayaklarım temizlenecek ve tek istediğim olan seni hissedeceğim ama seni bulandıracağım. Sana kalbini bulandıran hisler verirken, ruhunu da bulandırmak istemiyorum, bir gün midenin bulantısı olmaktan çok korkuyorum.”
“At o adımı Arjen,” dedim hiç düşünmeden. “Ben zaten dibimde bir taşla beni bulandırabilecek kumlar taşıyorum. Beni biri bulandıracaksa, bu sen ol istiyorum.”
“Rüzgârın estiği yönde kal, On.” On, bin bir zorlukla hak ettiğim lakabımdı. Griz, özgüvenimi takdir ettiğini bu şekilde belli ediyordu. Ona teşekkür etmek için parmaklarımı oynattım.
Kimse, özellikle de Griz, bu lakabı hak ettiğimi unutmayacaktı.
“Rüzgârın ters yönünde demek istedin, değil mi?” diye seslendi Eben.
Dik dik Eben’e baktım. Ayrıca kimse, özellikle de Eben, Rahtan şövalyeliği hayatımın kraliçenin yüzüne tükürdüğüm gün başladığını unutmayacaktı.