Kitabı edebiyat sınavı için geceden öğlen saatlerine kadar bitirmek zorunda kaldım ve okurken aşırı şekilde zorlandım. Bu kadar çok zorluk çekeceklerine keşke ölseler dediğim bir çok nokta oldu.
Kitapta ailenin oğlan çocuğu Tahir’in Sovyet hapishane ve kamplarındaki sorguları, tutsak hayatı, işkenceleri ve sürgünleri anlatılıyor. Daha çocuk denilecek yaştaki Tahir’in hapishane ve sürgün kamplarında tanıştığı kişilerle ilişkilere, yaşadığı olaylara sanki onun yanındaymışçasına şahit oldum, okurken çoğu noktada sinirlendim. Rusların, soydaşlarımıza insanlık dışı muamelesini okurken sizi de ağlamaklı bir ruh hali alacak, birçok kez acıklı yutkunmalarla duraksayıp kitaba ara vereceksiniz. Ve kitap bana, adından da esinlenerek şu ihtimali düşündürdü : Belki de gerçekten ölüm onlar için daha iyiydi. Kesinlikle şimdiye kadar okuduklarım arasında dram ve hüzün yükü en fazla olan kitaplardan biriydi.
Zeynep Ana isimli karaktere değinmeden geçersem haksızlık yapmış olurum o yüzden ondan da bahsedeyim. Zeynep Ana hayran olunası bir kadındır. Ayrıca Tahir’in annesidir ve bize cesur, korumacı, bağımsızlık sevdalısı Türk kadınının portresini çizmektedir. Spoiler olacak ama sonunda kendini öldürtmesi beni aşırı şekilde şaşırttı. :o
Yazar, beni kolumdan tutup Türkiye’den çıkarmış, uzak coğrafyalara götürmüş ve Tahir’in yanına bıraktı sanırım . Hayır, hayır Tahir’in yanına değil adeta Tahir’in benliğine bırakmıştı. İşte o kadar yakından hissettim onun çaresizliğini, yaşadığı baskıları, işkenceleri, girdiği sorguları, şaşkınlıkları, acıları…
Bu kitap, hiç tanımadığım bir yazarla tanışmama vesile olmuş ve beni yazarına hayran bırakmıştır. Yaşanan duyguları okura daha net hissettiremezdi herhalde. Güçlü bir kalem, güçlü bir konu ve donanımlı bir yazar bir araya gelmiş. Bırakın