Ben de isterdim dünya işlerinden, egomdan sıyrılıp kendimi bütünüyle ibadete vermeyi; varoluşumu susturup arzularımı bastırmayı, kendimi yok sayarak yaşamayı… Ama içten içe hayallerini gerçekleştiren insanlara haset ederek, kendi isteklerimi inkâr ederek var olmak bana hiçbir zaman gerçek gelmedi. Ve bu yüzden, kendini tamamen ibadete adayıp kendi iç sesini susturan insanlara bakınca, onlara karşı içimde derin bir hüzün hissediyorum.
Bir zamanlar zavallı bir şövalye vardı,
Sessiz ve sade,
Somurtkan ve solgun,
Cesur ve dürüst.
Bir hayale kapılmış,
Aklının almadığı,
Hiç unutamadığı,
Ta yüreğime işlemiş.
O gün bu gündür içi yandı,
Kadınlara dönüp bakmadı,
Ömür boyu konuşmamaya,
Kararlıydı hiçbiriyle.
Atkı yerine boynuna,
Bağlıyordu tespih,
Kaldırmıyordu kimsenin karşısında,
Yüzündeki çelikten kafesi.
Uzak ellerden dönünce,
Kapandı şatosuna,
Sessiz sedasız, hüzünlü,
Yaşadı ve öldü bir çılgın gibi...