Her şeyde vardı bu unutamama hali, kendimi unutamadığım için bir türlü selam bile vermek zor gelirdi konuya komşuya, ben ben ben deda, benim ne olacağım, nasıl algılanacağım, nasıl görüleceğim, nasıl karşılık bulacağımla o kadar meşguldüm ki bir güler yüz gösterecekken, bir günaydın diyecekken bile hesaptan kitaptan kurtaramamışsam demek kendimi, fark etmişti bunu Kaveh, kendi kendinin ayağına dolanıyorsun ışığım, bırak biraz kendini, unut kim olduğunu, kurtul bunca önemsemekten kimliğini.
Yumuşamıştı hareketlerim, bedenimi kendiliğinden teslim eder olmuştum müziğe, çünkü deda aşk en çok bunu öğretir insana, teslim olabilmek gerekir gerçekten sevebilmek için. Kendini unutmadan aşk nasıl mümkün ki deda, dans ederken en çok ihtiyacım olan şeydi unutmak bedenimi.
Sanki bir vakum seni çeker gibi olur uykuya geçerken ve rüyalar âlemine dalarsın, o dalış da aslında düşüş hissi verebilir insana, ancak ki kendini bırakabilirsen âlem seni kucaklar, bazılarının rüyalarını hiç hatırlamaması bırakmamalarındandır kendilerini uykunun deliğinden içeri, düşmekten korktukça kuramazsın hayal falan, görsen de rüyaları, kafan belki meşgul ise teslim olmamakla, seyredemezsin kendi rüyanı bütünüyle, getiremezsin de sonradan aklına...