Mythomoteur kavramı Anthony D. Smith’e aittir ve o, bu kavramı etnik siyasî birliğin kurucu miti olarak tanımlamaktadır. Yani bir topluluğu, milleti veya etnik grubu bir arada tutan, onlara ortak bir kimlik, amaç ve meşruiyet kazandıran kurucu mitlerin (efsanelerin/anlatıların) bütünü ve bu mitlerin hareket ettirici gücü anlamına gelir.
Mitsembol ve mythomoteur, etnisitenin hamillerinin koruyup sakladıkları, yaydıkları ve gelecek nesillere aktardıkları inanç ve duygu birliğini sağlamada hayati rol oynar. Bu üç unsur, aynı zamanda bir etninin tarihî belleğini veya etnik hafızayı nesilden nesile aktarır. Bu üç kavramın ortak buluşma noktası ise primajenitor ata, kutsal sembol, kutsal mekandır.
Bugün değinmek istediğim yer: primajenitor ata.
Primajenitor ata dediğimiz şey, çoğunlukla bir etninin doğuşunda hamile veya dölleyici rolü üstlenen bir hayvandır. Örneğin Türklerde BOZKURT , Ruslarda ayı, İngilizlerde leopar, Fransızlarda horoz böyledir.
Türklerdeki türeyiş efsanesi etnik hafızalarına kazınmıştır. Kurda saygı hâlâ Anadolu’da ve Orta Asya’da yaşatılan bir gelenektir. Şöyle düşünün Ergenekon vadisi yalnızca efsanede geçen hayali bir yerdir; ama Türklerin kutsalları arasındadır. Aynı şekilde biliyoruz ki biyolojik olarak kurttan gelemeyeceğiz ama kutsaldır.
Gumilev’in dediği gibi, "bir etnik topluluk kutsal kabul ettiği bir sembol için ölmeyi göze almışsa, o artık bir millettir."
Bozkurt bizim millet oluşumuzun nişanesidir. Yani Bugün bir partinin ya da ülkücülerin simgesiymiş gibi dayatılan bozkurt Türk'ün millet olmasının nişanesi ve çıkış motifidir. Ne ülkücülere hastır ne bir partiye, öz be öz Türklüktür.
Sinir uçlarımızla oynamak için kürtler "itten geldiğini sanan Türkler..." Tarzı tabirler kullanıyor onlara ithafen de şunları söylemek