Çocukluğumu özledim. Tek derdimin mavi önlüğümün içine boğazlı kazak giymek istemediğim bu yüzden saatlerce ağladığım günleri. Mor elbisemi de özledim, teyzemin aldığı ve eteklerinde mor güller olan elbiseyi. Sabah akşam sürekli o elbiseyi giymek istediğim günleri. Sonra büyüdüm işte ben ve üzüldüm. En çok da artık o elbiseyi giyemeyeceğim için üzüldüm.
Büyüdüm. Bunu artık karanlıktan korkmadığım zaman anladım. Bu yaşıma kadar karanlıklar içinde çırpınan ben ışığın aslında kendimden başka bir şey olmadığını anladım. Belki de ben bunu sen hayatımdan tereddütsüz çıkarken ve hatta sevmeyene çare olmadığını öğrendiğim zaman anladım. Bunun karşısında küçücük bir kız gibi karanlıkta ağlayarak kalamazdım. Ne yapayım büyüdüm ben de işte. Artık minik her şeyden korkan bir kız değil, karanlığa sarılmak için can atan cesaretin ta kendisi olmuştum.
"Hâlbuki o zamanlar hiçbir şey anlamamıştım. Onu davranışlarıyla değerlendirmeliymişim, söyledikleriyle değil. Beni güzel kokusuyla sarıyor, benim için ışık saçıyordu. Ondan kaçmamalıydım. Onun o, gülünç, ufak tefek oyunlarının ardındaki güzelliği görmeliydim. O öyle değişkendir ki! Oysa ben çiçeğime gerçek değerini veremeyecek kadar küçüktüm."
"Yüzünüzün hiçbir ayrıntısını net olarak hatırlayamadığımı fark ettim. Yalnızca kafedeki masaların arasından geçerek gidişiniz, silüetiniz, giysiniz; bunlar hâlâ gözlerimin önünde."