Ateş Fedya

Ateş Fedya
@atesfedya_1
Bütünüyle kuşkudayız.
Paris gerçek bir okyanustu. Derinliğini öğrenmek için iskandil atsanız asla ölçemezdiniz. Baştanbaşa dolaşın da bakın bakalim! Araştırmakta ne kadar dikkatli, titiz davranırsanız davranın; bu denizin kâsifleri, ne kadar kalabalik ve ne kadar ilgili, meraklı olurlarsa olsunlar, orada her daim bâkir, el sürülmemiş bir yere, meçhul bir mağaraya, çiçeklere, incilere, canavarlara, hiç duyulmamış, edebiyat dalgıçlarının unuttuğu bir seye rastlayacaklardir.
Sayfa 20
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Siyonistlerin idaresinde, Yahudiler Filistin'de gayriinsani olduğu kadar gayriahlaki, basiretsiz olduğu kadar maceraperest bir hareket başlattılar. Bu siyaset, iliskilerin sadece anlık ve geçici vaziyetini hesaba katarken dünyadaki Müslüman ve Yahudiler arasindaki genel güç dengeleri ve sabit faktörlere iliskin vizyonunu yitirmistir. israil, Filistin'de tüm dünya Müslümanlarını tahrik etmektedir. Kudüs meselesi ne sadece Filistinlilerin ne de sadece Araplarin meselesidir. Kudüs,tüm Müslümanlarin meselesidir. Kudüs'ü ellerinde tutmak için Yahudileri Islam ve Müslümanları yenmeleri gerekecektir ki bu, Allah'a şükür, onlarin kudret dairesinin dışındadır.
Sayfa 78
Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevemez. Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şey anlamaz. Hiçbir şey anlamayan, değersizdir. Oysa anlayan kişi aynı zamanda sever, farkına varır, görür… Bir şeyin aslında ne kadar bilgi varsa, sevgi de o kadar büyük olur… Tüm yemişlerin böğürtlenlerle aynı zamanda olgunlaştığını düşleyen kişi, üzümlere ilişkin bir şey bilmiyor demektir. [Paracelsus]
Bir uzmanlık öğrencisi bitirme tezliye ilgili ondan akıl alıyor, bir danışan çocukluğuyla ilgili zor meseleleri onun yardımıyla çözüyor. Karşımızda ‘her derde deva’ yapay zeka. Mesele algoritmalar ya da yapay zekâdan ibaret değil. Asıl mesele, dünyanın artık canlı bir varlık olarak değil, ölçülebilir, yönetilebilir ve sömürülebilir bir kaynak olarak görülmesi. Ekonomik büyüme ve verimlilik takıntısı, sınırsız ilerleme inancı, ve insanın kendi köklerinden kopuşu asıl mesele. İnsan artık göğe bakmıyor, toprağa dokunmuyor, sessizliğe katlanamıyor. Sürekli bağlı, sürekli meşgul, sürekli uyarılmış halde yaşıyor; ama bütün bu hareketin ortasında ruhu yavaş yavaş çürüyor. Modern çağ, insanı özgürleştirdiğini söylerken aslında onu görünmez ağlarla kuşattı. Eskiden zincirler demirdendi; şimdi ise ekranlardan, reklam dillerinden, veri akışlarından ve “ilerleme” denilen büyülü kelimeden yapılma prangalarımız var. Her teknoloji, beraberinde bir dünya görüşü getirir. Örneğin sürekli hızlanan iletişim araçları, yalnızca haberleşme biçimimizi değiştirmez; dikkat süremizi, sabır kapasitemizi, hatta insan ilişkilerimizin ritmini de dönüştürür. İnsan giderek daha hızlı düşünmeye zorlanır, ama daha az derinleşir. Her şey erişilebilir hale gelirken hiçbir şey gerçekten içimize işlemez. Bilgi çoğalır, hikmet azalır. Batı uygarlığı birkaç yüzyıldır insanlığa tek bir masal anlattı : Daha fazla üretim, daha fazla büyüme, daha fazla teknoloji bizi daha mutlu edecekti. Fakat bugün ortaya çıkan tablo bunun tam tersi : İnsanlık hiç olmadığı kadar bağlantılıdır ama hiç olmadığı kadar yalnızdır. Hiç olmadığı kadar zengindir ama hiç olmadığı kadar anlam kriziyle boğuşmaktadır. Şehirler büyürken insanlar küçülmüştür. Sistem genişlerken ruh daralmıştır. Modern çağ insanı toprağın ritminden
Nezaket Üzerine - Kemal SAYAR Nezaket, büyük jestlerin değil küçük anların dilidir. Karşılık beklemeden yapılan bir iyilik, geçerken söylenen bir “kolay gelsin”, yorgun bir yüze verilen bir tebessüm… Bunlar hayatın kenarlarına iliştirilen küçük ışıklar. İnsan benliğini bir an için geri çekebilmek, kendi ihtiyacını erteleyip başkasının varlığını fark edebilmek, işte bu sıradan görünen eylem, aslında insanın ulaşabileceği en derin olgunluklardan biri. İyiliğe dair söylenen hiçbir söz, gösterilen hiçbir ince davranış boşa gitmez; bir yerden mutlaka yankı verir, toprağa düşen her tohum gibi er ya da geç filiz verir. Nezaketi zayıflık sayanlar yanılıyor; çünkü yumuşak kalmak, özellikle de sertliğin ödüllendirildiği bir dünyada, belki de en büyük cesarettir. Oysa bugün dünya giderek daha gürültülü, daha aceleci, daha sert bir yer hâline geliyor. İnsanlar birbirine hiç olmadığı kadar hızlı ulaşıyor ama birbirinin ruhuna hiç olmadığı kadar geç varıyor. Ekranlar aracılığıyla sürekli bağlantıda olan bu nesil, belki de tarihin en yalnız neslidir. Teknoloji hayatlarımızı alt üst etti; artık gözünü ekrandan alamayan anne babalar ve gözünü ekrandan alamayan çocuklar var. Oysa katıksız dikkat, bir insana gösterebileceğimiz en büyük ihtimam olabilir; fiziksel olmayan şeylerin yansıyabildiği biricik yüzey, nihayetinde insan yüzüdür. Modern hayat bize kendimizi göstermeyi öğretti, ama birbirimizi görmeyi öğretemedi. Bu yüzden çağımızın krizi yalnızca ekonomik ya da siyasi değil — özünde derin bir duygusal yoksullaşmadır. Korku arttığında nezaket azalır. Başarısız olma, dışlanma, geride kalma korkusuyla büzülen insan savunmaya çekilir; savunmaya çekilince de karşısındakini tam olarak göremez. İçimizde korkunun tohumları da durur, merhamet ve nezaketin tohumları da — hangisine su