ate.

ate.
@atlabenle
sonríe aunque te estés muriendo
gelecegin julidesi
Lise
34 okur puanı
Ekim 2025 tarihinde katıldı
Artemis, ormanların ve ayın tanrıçasıydı. Kimseye ait değildi, kimseye söz vermemişti. Dağlarda yaşar, nympha’larıyla avlanır, sessizliği severdi. Onun dünyasında erkek yoktu; çünkü erkekler ya sahiplenir ya hükmetmeye çalışırdı. Artemis ise özgürlüğünü kutsal sayardı. Orion ortaya çıktığında her şey fark edilmeden değişti. O da bir avcıydı ama Artemis’in alıştıklarından değildi. Güçlüydü ama kaba değildi, cesurdu ama kibirli değildi. Artemis’le yan yana yürüyebilen, onun hızına yetişebilen, onun sessizliğini bozmayan tek kişiydi. Birlikte avlandılar. Gün doğmadan yola çıktılar, ay ışığında geri döndüler. Konuşmadan da anlaşabilen iki ruh gibiydiler. Mitler “aşk” kelimesini kullanmaz ama Artemis’in Orion’la birlikteyken daha uzun durduğu, daha çok baktığı, daha az yalnız olduğu söylenir. Artemis kimseye ait olmadı ama Orion’a yakın oldu. Ve bu, tanrılar arasında fark edildi. Apollon her şeyi gördü. Kız kardeşinin değiştiğini, sertliğinin yumuşadığını, kalbine bir bağ dokunduğunu fark etti. Artemis’in özgürlüğünü kaybedeceğinden korktu ya da belki sadece kontrolü kaybetmek istemedi. Ne olursa olsun, müdahale etmeye karar verdi. Bir gün Orion denizde yüzüyordu. Uzakta, dalgaların arasında yalnızca küçük bir karartı gibi görünüyordu. Apollon Artemis’e döndü ve onu kışkırttı. “Şu kadar uzaktaki hedefi vurabilir misin?” dedi. Artemis için bu sıradan bir meydan okumaydı. O, kaçırmayan bir tanrıçaydı. Okunu gerdi, rüzgârı hissetti, tereddüt etmedi. Ok fırladı. Ve hedef vuruldu. Artemis yaklaştığında gerçeği gördü. Vurduğu şey bir hedef değil, Orion’du. Mitler der ki Artemis ilk kez o an ağladı. Çığlık atmadı, öfkeyle dünyayı yakmadı. Sadece sessizce çöktü. Çünkü Artemis acıyı bağırarak değil, içine alarak yaşardı. Onu geri getiremezdi. Ama unutulmasına da izin vermezdi.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!

ate.

, bir kitap okudu
7/10
·824 syf.·
73 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2026 00:22
·
2026 1. kitabı
Ceren Melek
7.3/10 · 55 okunma
Her insanın hayatında asla unutamayacağı, dünyasını başına yıkan anlar vardır. O yaşanan her anda, aslında farklı birine dönüşürüz. Tecrübe, acı ve yaşanmışlık insanı başka biri kılar. Tecrübeler, acılar ve yaşanmışlıklardan artık kendimi tanıyamıyordum. Ezel Asral değildim ben artık, bir canavardım ve bu soyut değildi. Yaşadığım her şeyin ardından bir şekilde ayakta durmayı başarmıştım. Artık ayaklarım kanıyordu, paramparça olmuşlardı. Ben lanetliydim, kanım lanetliydi. Babamın bana bıraktığı pisliğin kalıntılarını ruhumun en derininde taşıyordum. Bu kalıntılar beni öldürüyordu. İçimden söküp atamıyordum ve her saniye daha da büyüyorlardı.
Sayfa 718·Kitabı okudu
Psyche & Eros
Psyche çok güzeldi. Ama “güzel” derken tanrıça gibi parlayan bir ihtişam değil; bakınca insanın içini karıştıran, huzursuz eden bir güzellik. İnsanlar ona bakıp Afrodit’i unutur oldu. Tapınaklar boş kaldı. Ve tanrıçalar unutulmayı affetmez. Afrodit’in öfkesi kıskançlıktan değil, tahttan indiriliyor olma korkusundandı. Afrodit, oğlu Eros’a Psyche’yi cezalandırmasını emretti. En çirkin, en acımasız adama âşık edecekti onu. Ama Eros oku eline aldığında, Psyche’ye baktı… ve kendini yaraladı. Tanrılar bile bazen kendi silahlarına yenilir. Böylece plan bozuldu ama ceza bitmedi. Psyche kimseyle evlenemedi. Güzelliği yüzünden insanlar ona tapıyor ama kimse onu seçmiyordu. Bir kehanet geldi: Kaderi bir canavarla evlenmekti. Ailesi onu bir dağın tepesine bıraktı. Ağladı ama kaçmadı. Çünkü Psyche, korksa da kaderiyle yüzleşen biriydi. Ve rüzgâr onu aldı. Bir saraya bıraktı. Bu sarayda görünmeyen bir koca vardı. Eros. Geceleri geliyordu. Dokunuyordu. Ama görünmüyordu. Ve Psyche için asıl sınav burada başladı. Çünkü sevilmek güzeldi ama bilmemek yorucuydu. “Bana kim dokunuyor?” sorusu zihnini kemirdi. Eros ona tek bir şey söyledi: “Beni görmeye çalışma.” Bu yasak sevgisizlikten değil, korumaktandı. Ama aşk güven ister. Ve Psyche’nin etrafındaki sesler fısıldamaya başladı. Kız kardeşleri geldi. “Canavar bu,” dediler. “Seni kandırıyor,” dediler. Ve Psyche şüpheyi sevginin önüne koydu. Gece oldu. Elinde bir lamba. Kalbinde korku. Eros’u gördüğünde canavar yoktu. Sadece uyuyan bir tanrı vardı. Genç, kırılgan, savunmasız. Ama işte tam o anda, lambadan bir damla yağ düştü. Eros uyandı. Ve baktı Psyche’ye. Bu bakış bir ihanet bakışıydı. Eros kaçtı. Çünkü aşk, güven kırıldığında kalmaz. Psyche saraydan düştü. Yalnız kaldı. Ve ilk defa gerçekten kendi başına. Afrodit onu bulduğunda acımadı.
Apollo kazandıktan sonra kaybetti. Python’u öldürdüğünde herkes onu alkışladı, kehanetin, ışığın, müziğin tanrısı diye yüceltti. Ama zafer sarhoşluğu ona kibir verdi. Eros’la alay etti. “Senin okların ne yapabilir ki?” dedi. Küçük olanın gücünü küçümsedi. Tanrılar böyle hatalar yapar; bedelini insanlar öder. Eros iki ok attı. Altın uçlu olan Apollo’ya saplandı: kontrolsüz arzu. Kurşun uçlu olan Daphne’ye: kaçma isteği. Ve Daphne… O zaten kaçmaya hazırdı. Daphne bir peri değildi sadece; Artemis’in yolunu seçmişti. Avlanmayı, yalnızlığı, bedeninin kendine ait olmasını istiyordu. Evlenmek istemiyordu. Sevilmek değil, dokunulmamak istiyordu. Babası nehir tanrısı Peneus bu isteği “gençlik hevesi” sandı. Kimse bir kadının “hayır”ını ciddiye almadı. Apollo Daphne’yi gördüğünde bu bir aşk değildi. Bu bir takıntıydı. Onu tanımak istemedi. Onu dinlemek istemedi. Sadece sahip olmak istedi. Daphne kaçtı. Apollo peşinden geldi. Ve burası önemli askımmm: Apollo “bekle” dedi. Daphne “istemiyorum” dedi. Ama mitler genelde burada susar. Koşu başladı. Orman, dikenler, taşlar… Daphne’nin nefesi kesildi. Apollo’nunki değil. Çünkü bu bir oyun değildi; eşitsizdi. Daphne yoruldukça Apollo daha da yaklaşti. “Sana zarar vermem” dedi. Ama Daphne çok iyi biliyordu: zarar bazen sevgi kılığına girer. Ve Daphne anladı. Kaçarsa yakalanacak. Durursa kaybolacak. Babası Peneus’a yalvardı. “Beni kurtar,” dedi. “Ne olursa olsun.” Toprak ayaklarına dolandı. Beden ağırlaştı. Nefesi yavaşladı.