Ama ağlıyorsun sen, dedi; dedim ben de, evet ağlıyorum; yok yok, ağlamak beyhudedir ağlama, dedi; ben de sustum işte o zaman, karanlıkta zonklayan hıçkırıklarımı boğup inatla yutkundum ve gözlerimin önünden geçigeçiveren geçmişimin ağlanası sahnelerine sırtımı dönüp içimden, ağlamamalıyım, dedim.
Yoksa çoktan öldüm de farkında mı değilim? Hemen her şeyi ile dünyaya benzeyen yalan bir dünyada mı yaşıyorum yani, yalan bir kasabanın sokaklarını mı dolaşıyorum her gün, varıp merdiven diye bir yalanın basamaklarından mı iniyorum sözgelimi, bir yalanın suyuyla mı ellerimi yıkıyorum tulumbanın başında? Belki, diyorum kimi zaman içimde gezinen içli bir sesle, ölmesine çoktan öldüm de ben bir gerçeğin saklısındayım şimdi...