Dersten sonra merdivenleri rüyada gibi, başım dönerek indim ama bu güzel günde hayatta ve genç olduğumun acı verici ölçüde fazlasıyla farkındaydım. Gökyüzü derin mi derin, can yakıcı bir mavilikteydi; rüzgâr, kırmızı ve sarı yaprakları bir konfeti yağmuru misali etrafa saçıyordu.
Mektubu imza yerine, İlyada'dan Yunanca bir alıntıyla bitirmişti.
Bu alıntı dostlarından koparılan Odisseas'ın düşman topraklarında yapayalnız kaldığı on birinci kitaptandı:
"Metin ol, dedi yüreğim, ben bir askerim;
Bundan çok daha kötülerinin bile üstesinden geldim."
Yüce Tanrım, dedim içimden. Birden her şeyi can yakıcı bir netlikle görmeye başlamıştım. Onu o deliğe atıp üstüne toprak döktükten sonra kalkıp evlerine gideceklerse, o tabuta, brandaya, onca törene ne gerek vardı ki madem? Hepsi bunun için miydi yani? Bir çöpmüş gibi ondan kurtulmak için miydi?
Bun, diyordum içimden, ah, Bun, çok üzgünüm.