Sanatçı sahip olduğu birçok tecrübe sayesinde gerçek bir başarıyı elde etmeden önce başarısızlığın da kaçınılmaz olduğunu çok iyi bilir, son ve en önemli fırsatı yakalamak için beklemesi ve sabretmesi gerektiğinin farkındadır.
Hakikaten de kahramanlar, büyük şahsiyetler bir şimşektir fakat halk kitleleri ne kil yığınları ne de saman yığınlarıdır. İçinden şimşeğin parladığı bir buluttur onlar. Bulut ancak elektrik yüklü ise şimşek çakar. Lakin içerisinde elektrik olmayan bir bulut şimşek oluşturmaz. Böyle bir bulut sadece su buharı birikintisidir. Halk da öyledir: Karakterinde kahramanlık öğeleri ihtiva ediyorsa içinden büyük şahsiyetler, kahramanlar çıkabilir. Eğer halk kitleleri sadece soğuk bir sisten ibaretse hiçbir güç içlerinden şimşeğin çıkmasını tetikleyemez.
Şu an o son mucizeye kendini yakın hissederken hiç korkmuyordu; bu mucizenin artık bir yanılgı, bir düş olmadığını aksine sonsuz bir karanlık gerçek olduğunu biliyordu.
Biri hayatının derinliklerinde yalnızca açıklık ve sessizlik olduğunu öğrenmiş, uzun günler ve yıllar sade yaşamış, deneyimli bir adamdı. Diğeri ise karanlıkta kalmış gibi kendini hayal dünyasına kapattığı için hayatı yaşamamış ve aydınlık dünyadan gelen ilk ışığı tüm içtenliğiyle kabul edip, tek renkli, sakin bir ışıkla geri yansıtmış bir genç kızdı.
Çünkü karşılaştığımız her kadının güzelliğinin farkına varıp resmedemezsek, sevdiğimiz kadınların hoş güzelliğini neyle kıyaslayıp resmedebiliriz ki? Bizler, Tanrı'nın birer sureti değil miyiz ve en mükemmelini tasvir edebilmek için görünmeyenin soluk bir kopyası olsa da, mükemmele en yakını resmetmemiz gerekmez mi?