Top Oynayan Kedi Mağazası
10/10
·111 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Hikaye 1831 yıllarında Theodore adlı varlıklı bir sanatçının, terzicilik yapan ve ticaret ile uğraşan hali vakti yerinde ancak protestan yahut katolik sınırlar içinde yetişmiş masum Augustine’ ye aşık olmasıyla başlıyor. Aylarca yollarında gezindiği aşkından bitap haldeyken ise çareyi portresini yapmakla bulan Theodore ona ulaşmak için Louvre sergisinde bu tabloyu sergilemeye karar verir. Dönemin imparatoru bu resim için şöyle bir yorum yapmıştır; “ onca kralın ziyaret ettiği sarayımda bu güzellikte birçok kadın olsaydı, Avrupa’da barışı her daim sürdürmekte zorluk çekmezdim”. Okurken adeta film izliyormuşum gibi hissettim. Balzac böyle ters köşeler yapmayı çok sevdiğinden bende onu okumayı çok seviyorum. Bu kısa öykünün daha uzun olmasını çok isterdim.
Honore de Balzac
Top Oynayan Kedi MağazasıHonore de Balzac · Cumhuriyet Yayınları · 1998480 okunma
Martin luther üzerinden islamda reform inşâsı
Puan vermedi
İslamda reform ve Lutheryan reformu Bugün veya 100 yıl önce, hatta daha öncesine gittiğimizde, genellikle aynı sorunlarla karşılaşırız. Güç ve otoritelere karşı özerkliğini koruması gereken din erki teokrasi devlet biçimlerinde devletin memuru haline gelerek aristokratların çıkarlarını dinin üstünde tutarak bir nevi otoriteyi kutsallaştırmıştır. Uydurulan hadisler ruhban sınıfının kutsal metinler dışına çıkarak sözlü ve yazılı bir ruhban geleneğinin başlamasına sebeb olmuştur. Artık halk kur’an ne dediğine değil hocanın ne dediğine inanır hale gelmiştir. Dinin iktidar ideolojisi haline gelmesi, kutsal olmayan ama kurumsallaştırılan gün ve geceler üzerinden günahların affedilmesi, tarikat ve cemaatler eliyle itaate karşı tövbe alınma retoriğinin yaygınlaşması, İslam coğrafyasının akıldan, bilimden ve felsefeden uzaklaşarak sadece ibadete sıkıştırılması, düşünmekten uzak biat kültürünün yerleşmesine neden olmuştur. İslamda reformun öze dönüşün artık kaçınılmaz bir hal almış ve kaçınılmaz olmuştur. Başımızı kuma gömerek bu sorunlardan kaçamayız! Tarihe baktığımızda Aynı yolları geçen Avrupa, bu sorunları nasıl aşmıştır? Hangi teknikleri ve yöntemleri kullanmıştır? Bugün birçok Müslüman alim ve ulemanın bahsettiği tarihselcilik ve sadece Kur'an'ın geçmiş dönem Avrupası'nda karşılığı var mıydı? Ya da nasıl sonuçlanmıştır? Bu soruların cevabını ararken, Augustine nim öğretilerini sistemleştiren martin luther’in hayatına ve üç sola doktrinine bakacağız. Avrupa'da ruhban sınıfının geriletilmesi kolay olmadı ve bu konuda büyük bedeller ödendi. Martin Luther'in ünlü hikayesi vardır: "Cehennemi Satın Aldım Benimdir!" Duruşma sırasında yargıçlara seslenir: "Milleti cehennemle korkutup, cenneti para karşılığı satıyorsunuz. Sıkıysa cehennemi satsanız ya?" Yargıçlardan biri sorar:
Düşünce
Luther ve ReformuHakan Olgun · Eski Yeni Yayınları · 20179 okunma
Reklam
6/10
·180 syf.··
2026 11. kitabı
Nicolas Malebranch, çalışmalarında Augustine ve René Descartes'in düşüncelerini sentezlemeye yönelmiştir. Hrıstiyanlığın dogmalardan arınarak, bilimle özdeşleşmesi gerektiğini öne sürmüştür. Yenilikçi ve sentetik zihni sayesinde, ilahi eylem fikrine dayanan tüm soruları ve sorunları çözmeyi amaçlayan bir keşif sistemi oluşturmaya çalışmıştır. Malebranch'a göre, Tanrı'nın en büyük mükemmelliği onun bilgeliğinde, onun yanında, mutlak gücünde değildir. Tanrı onun tarafından adalet ilkesi olarak görülür, düzene ya da yasallık üzerine saygı duyar, ancak gerçekten iyi bir ilke olarak değildir. Yaratıklarının çoğunu veya daha fazlasını geliştirmek için asla hareket etmez, hatta her bireyin kaderine ilgisi yoktur. Malebranch, “ne yumuşak, ne merhametli ne de iyi, kaba fikirlere göre iyidir” diyor. Sadece olmak, belirli koşullar ne olursa olsun, yasayı tarafsız, hatta acımasızca uygulayan mükemmel bir yasa koyucusu olduğunu vurgulamaktadır. ''Metafizik ve Din Üzerine Görüşmeler'' adlı yapıtını 1688 yıllında tamamlamıştır. Kitapta, tanrının en büyük akıl ve ruhun sonlu değil, ebedi olduğunu; tanrı kavramının özünde felsefe ve din ilişkisi içersinde olduğunu vurgulamaktadır. Metafizik, Malebranch'ın düşüncesinde merkezi bir yer işgal etmektedir. Bilim, din ve ahlak için bir temel görevi görür. Tanrıyı rasyonel bir ide olarak yorumlar; onu güçlü ve özgür bir Tanrı olmaktan önce bilge ve makul olarak görür. Onun mükemmelliği her şeyden önce, mutlak gücünden ziyade bilgelik veya akılla özdeş olan yasa koyucu olarak işlevinde yatmakta olduğunu belirtmektedir. Özellikle Spinoza'nın panteizm görüşüne yakın bir Tanrı anlayışının, Malebranch'in kendisinde de olduğu düşüncelerinden anlaşılmaktadır. Kitap, her sayfasında derin anlamlar ve yorumlar çıkarılabilecek ağırlıkta okunmalıdır.
Felsefe
Metafizik ve Din Üzerinde GörüşmelerNicole Malebranche · Meb Yayınları · 19909 okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2026 7. kitabı
Aşk, iki farklı dünyayı birleştirmeye tek başına yetebilir mi? Paris’in karanlık, rutubetli ve daracık sokaklarından birindeyiz... Tabelasında raketle top oynayan bir kedi resmi bulunan, eski usul, katı kurallarla yönetilen bir manifatura mağazası. Ve bu boğucu, hesap kitap dolu burjuva dünyasının ortasında açan saf bir çiçek: Augustine. Balzac’ın İnsanlık Komedisi serisine harika bir giriş niteliği taşıyan Top Oynayan Kedi Mağazası, sadece bir aşk hikayesi değil; iki farklı sınıfın, iki farklı kültürün ve iki farklı dünya görüşünün sarsıcı bir çarpışması. Bir yanda hayatı kumaş topları ve bilançolardan ibaret gören disiplinli Guillaume ailesi; diğer yanda tutkulu, bohem ve aristokrat ressam Théodore... Augustine ve Théodore’un aşkı ilk başta masalsı görünse de, Balzac o keskin gerçekçiliğiyle omuzlarımızdan tutup bizi sarsıyor: "Aynı dili konuşmayan ruhlar, aynı evde ne kadar mutlu olabilir?" Yazarın mekan ve karakter betimlemeleri o kadar canlı ki, o karanlık dükkanın küf kokusunu ya da aristokrat salonlarının o şatafatlı ama soğuk havasını burnunuzda hissediyorsunuz. Eğer klasiklere ilginiz varsa ve Balzac’ın o ince toplumsal eleştirileriyle tanışmak istiyorsanız, hacmi küçük ama etkisi büyük bu novellayı kesinlikle okuma listenize eklemelisiniz.
Top Oynayan Kedi MağazasıHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025480 okunma
Puan vermedi·432 syf.·
2026 1. kitabı
Macar yazar László Krasznahorkai'nin 2008 yılında yazdığı bir romandır. Farklı zaman ve yerlerdeki sanatçılara odaklanan, bazıları tarihi kişiler, bazıları ise kurgusal olan, bölümlerden oluşan bir anlatıya sahiptir. Bölümler arasındaki tematik bağlantı, romanın bölümlerinden birinde yer alan Japon tanrıçası Seiobo'da görülebilir, 1'den başlayıp 2584'te biten Fibonacci dizisine göre numaralandırılmıştır. 1. Kamo Avcısı Kamo Nehri'nde balığını avlamak için hareketsizce bekleyen bir Ooshirosagi kuşu var . Yoğun güzelliği fark edilmiyor, ancak avını vurduğu anda görülseydi, görgü tanığının hayatını değiştirebilirdi. Bölüm, balıkçıl kuşu ile Kyoto şehrinin daha büyük boyutları ve fark edilmeyen güzellikleri üzerine bir meditasyon arasında gidip geliyor. 2. Sürgündeki Kraliçe Bu bölüm , Filippino Lippi tarafından sipariş edilen ve Kraliçe Vashti'nin Kraliyet Sarayından Ayrılışı (1480) tablosunu da içeren bir dizi düğün sandığının siparişini ve resmini ve o zamandan beri sandıkların tarihini anlatmaktadır . Kraliçenin güzelliği o kadar arzu edilen ve hayranlık uyandıran bir güzelliğe sahiptir ki, birçok kraliçelik geleneğinden kopmayı başarır, ancak sonuçta bir kadın olarak itaatsizliği onu sürgüne götürür. Filippino, Ester Kitabı'nın hikayesini tasvir eden düğün sandıklarını sipariş eden Yahudi aileyi etkileyen yetenekli genç bir ressamdır . İki sandık arasında, altı panelden beşini atölyenin ustası Sandro Botticelli tarzında boyar . Son panelde, Botticelli'yi eşsiz güzelliği karşısında hayrete düşüren Kraliçe Vashti'nin Kraliyet Sarayından Ayrılışı tablosunu resmeder. Sonraki yüzyıllarda tablo, dönüşümlü olarak Botticelli veya Lippi'ye atfedilir. Sandıklar parçalara ayrılır ve paneller birçok koleksiyon ve müzeye dağılır. Bilim insanları, resimlerin güzelliğine pek
1000Kitap
Seiobo Orada, AşağıdaydıLászló Krasznahorkai · Can Yayınları · 201976 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2025 214. kitabı
SÜRGÜNLER / JAMES JOYCE 1882-1941 arasında yaşamış İrlandalı yazar, şair, öğretmen ve edebiyat eleştirmeni James Augustine Aloysius Joyce tarafından yazılmış ve Joyce’nin düşünsel iklimini sahnede görebilmemize imkan tanıyan güzel bir tiyatro eseri. Kitapta tersyüz edilen ahlaki kavramlara göre hareket eden insanların toplum içerisinde nasıl üstün çıktıklarının ironisi var. Her insanın kendi iç dünyasında bir sürgün hayatı yaşadığı bir tema olarak ele alınmış. Bizler dış dünyamızda karşılığını bulamadığımız içsel düşünmelerimizin ve duygulanmamızın sürgününün hem faili hem de mağduruyuz aslında. Sürgünü devam ettiren ise ahlaki yapılar. Aşmaya çalışıldığında ne mi olur? Oyunda tam da bu ortaya konuyor. İnsanın bu özgürlüğü kullanamadığını görüyoruz. Çünkü insan icat ettiği ahlakın egemenliğini kabul etmiştir bir defa. Özgür bırakıldığında da aşamadığını görecektir. Aşamaz çünkü o durumda bildiğimiz anlamıyla insan olmaktan çıkacak ve farklılaşacaktır. Düşmüş insan teması var. Okunabilir bir kitap. Türkçede canlandırılmış bir radyo tiyatrosu veya sahne oyunu olarak izlemek keyifli olabilirdi ama bulamadım. Okunmasını tavsiye edrim.
SürgünlerJames Joyce · Sel Yayıncılık · 2019311 okunma
Reklam
Reklam