Nicolas Malebranch, çalışmalarında Augustine ve René Descartes'in düşüncelerini sentezlemeye yönelmiştir. Hrıstiyanlığın dogmalardan arınarak, bilimle özdeşleşmesi gerektiğini öne sürmüştür. Yenilikçi ve sentetik zihni sayesinde, ilahi eylem fikrine dayanan tüm soruları ve sorunları çözmeyi amaçlayan bir keşif sistemi oluşturmaya çalışmıştır.
Malebranch'a göre, Tanrı'nın en büyük mükemmelliği onun bilgeliğinde, onun yanında, mutlak gücünde değildir. Tanrı onun tarafından adalet ilkesi olarak görülür, düzene ya da yasallık üzerine saygı duyar, ancak gerçekten iyi bir ilke olarak değildir. Yaratıklarının çoğunu veya daha fazlasını geliştirmek için asla hareket etmez, hatta her bireyin kaderine ilgisi yoktur. Malebranch, “ne yumuşak, ne merhametli ne de iyi, kaba fikirlere göre iyidir” diyor. Sadece olmak, belirli koşullar ne olursa olsun, yasayı tarafsız, hatta acımasızca uygulayan mükemmel bir yasa koyucusu olduğunu vurgulamaktadır.
''Metafizik ve Din Üzerine Görüşmeler'' adlı yapıtını 1688 yıllında tamamlamıştır. Kitapta, tanrının en büyük akıl ve ruhun sonlu değil, ebedi olduğunu; tanrı kavramının özünde felsefe ve din ilişkisi içersinde olduğunu vurgulamaktadır. Metafizik, Malebranch'ın düşüncesinde merkezi bir yer işgal etmektedir. Bilim, din ve ahlak için bir temel görevi görür. Tanrıyı rasyonel bir ide olarak yorumlar; onu güçlü ve özgür bir Tanrı olmaktan önce bilge ve makul olarak görür. Onun mükemmelliği her şeyden önce, mutlak gücünden ziyade bilgelik veya akılla özdeş olan yasa koyucu olarak işlevinde yatmakta olduğunu belirtmektedir. Özellikle Spinoza'nın panteizm görüşüne yakın bir Tanrı anlayışının, Malebranch'in kendisinde de olduğu düşüncelerinden anlaşılmaktadır.
Kitap, her sayfasında derin anlamlar ve yorumlar çıkarılabilecek ağırlıkta okunmalıdır.