“Hissetmeye başlamıştı bile hançerin ya da kılıcının göğsüne vuruşunun verdiği tatlı karıncalanmayı, çeliğin bütün koku zırhlarını da, boğucu sisi de orta yerinden yarışını, buz gibi kalbine girişini- sonunda, sonunda bir şey var oluyordu kalbinde kendinden başka!Neredeyse bütün yüklerinden kurtuluyormuş gibi hissediyordu kendisini.”
İçine kapanmış yaşıyor, daha iyi zamanları bekliyordu.Dünyaya dışkısından başka bir şey verdiği yoktu; ne bir gülümseme ne bir bağırış ne bir göz ışıldaması ne de kendi kokusu.
… bu evrenden bir manzaraymış gibi söz etmek sadece bir façon de parler (yakıştırma), hem meram anlatmaya elverişli hem de mümkün olan tek yakıştırma, çünkü insanoğlunun dili koklanır dünyayı betimlemeye yaramıyor.